|
| |
| |
Yoksul fare koca ormanda hep korku içinde yaşarmış. Tilkiden korkar,
kurttan ödü kopar, en çok da yaban kedisini görünce dehşete düşermiş. Bırakın bu
yabani hayvanları, çevresinde bir dal çıtırdasa yüreği ağzına gelir, korkudan
bayılacak gibi olurmuş.
Fare artık bu korkuya dayanamayacağını anlayınca
ormanın efendisi aslana gitmiş:
"Efendim" demiş, sizden haddim olmayarak küçük bir
ricam olacak. Şu ormandaki bütün hayvanlararasında en zavallısı benim. Bütün
ömrüm titremekle geçiyor. Bir yaprak düşse dizlerimin bağı çözülüyor. Bu korkuya
artık dayanabilmem imkansız.
Sen bu koca ormanın efendisisin. Senin
kükremen bile herekesi dehşete düşürmeye yetiyor. Beni koruman altına
alabilirsin. Bu kadar geniş mağarada yaşıyorsun. Beni de buraya kabul et lütfen.
Sana hiç bir rakatsızlık vermem. Ayaklarının altında dolaşmam, sesimi bile
çıkarmam. Bir köşede otururum. Varlığımla yokluğumu anlamazsın
bile."
Aslan tüm bu anlatılanları sesini çıkarmadan dinliyormuş. Farecik
aslanın bu tumunu kendisi için olumlu görmüş. Ormanların Efendisi ricasını kabul
edecek sanmış. Biraz daha ısrar ederse bu iş olacak diye düşünmüş:
"Ben
sizin bu iyiliğinize layık olamadığımı biliyorum, ama kim bilir, ne kadar işe
yaramaz gibi görünsem de, belki bir gün bir işinize yararım. Size olan
borcumu ödeyebileceğim bir fırsat çıkar bir gün."
Aslan çok
sinirlenmiş. Öfkeden gözleri çakmak çakmak olmuş:
"Bak sen
terbiyesize!" diye kükremiş. "Sen kendini ne sanıyorsun. Ben
gibi koca bir aslan senin gibi bir bücüre mi muhtaç olacak! Senin gibi bir böcek
hayatta bana ne fayda getirir! Defol başımdan. Seni bir pençe darbesiyle duvara
yapıştırmadığım için de hayatın boyunca bana dua et!"
Farecik
öyle korkmuş ki, o korkuyla bütün ormanı bir nefeste koşup başka bölgelere
taşınmış. Bir deliğe girip oradan uzun bir süre çıkmamış.
Aslan ise bir
süre daha farenin kendini bilmezliğine sinirlenmiş, sağa sola sataşmış. Ama
nihayet sakinleşmiş. Karnının acıktığını hissedip ava çıkmış. Fakat yolunun
üzerinde üstü örtülmüş bir tuzak varmış. Çukuru fark etmediğinden içine
düşüvermiş.
Ama aslan bu,öyle çukurlaradüşüp kalır mı? Bu nedenle de
korkmamış. Yukarıya hamle yapıp atlamaya hazırlanırken çukurun içinde bulunan
ağın bütün vücudunu kapladığını hissetmiş. Bir kez daha hamle yapmış , ama
nafile! Ağ inceymiş, fakat çok sık dokunduğundan aslanın bile
koparamayacağı kadar sağlammış. Bütün gün kendini kurtarmak için
çalışan aslan akşama doğru buradan çıkamayacağını anlamış.
"Ah
benim aptal ve gururlu kafam" diye düşünmüş. "Eğer bu sabah o fareyi
kendime küstürmeseydim, o keskin dişleriyle bu ağı keser, beni ölümden
kurtarırdı! Oysa şimdi burada öleceğim ve bunun nedeni de benim!
Başkalarını küçümsemeseydim, herkesin kendince bir
yeteneği olduğunu kavrasaydım yaşıyor olacaktım!
Benim bu
akıbetimi okuyan çocuklara tavsiyem, asla gururlanmasınlar,
kendilerini başkalarından üstün görmesinler. Herkesin kendine
özel yetenekleri olabileceğini unutmasınlar!"
|
|
|