|
| |
| |
Bir varmış bir yokmuş. Aç gözlü bir tilki varmış. Eline geçenlerle
doymaz hep daha fazlasını istermiş.
Karnı acıkan açgözlü tilki, ormanda
dolaşırken bir koyna rastlamış. "Hah tamamdır!" demiş ve
sinsice koyunun yanına yaklaşmış. Tam koyunu yakalayıp yiyecekmiş ki koyun
söylenmeye başlamış;
"Bak tilki kardeş. Beni
yersen doyamazsın. Bekle, diğer kardeşlerimi de çağırayım. Rahat
edersin!" demiş.
Açgözlü tilki, açgözlülüğünü yine göstermiş
tabiii. "Kaçırılmaz fırsat" diyerek koyunu bırakmış. Ama
bırakış o bırakış. Koyundan daha haber alamamış...
O günü aç geçiren
tilki ertesi gün yine yiyecek aramaya çıkmış. Nehirde yüzen bir balığı görünce
aniden üstüne atlamış ve onu yakalamış. Tam yiyecekken balık söylenmeye
başlamış;
"Ey tilki kardeş. Dikkat et! ben çok
kılçıkıyımdır. Boğazına takılır seni süründürürüm! Hele bekle,
şurdaki daha leziz balıkları getireyim sana!"
Balığın bu
tehdidinden korkan tilki onu hemencecik bırakıvermiş. Tabi kurdun elinden
kurtulan balık hemencecik oradan kaçmış. tilki yine günü aç
geçirmiş.
Ertesi gün yine yiyecek arayan tilki bu sefer bir ata
rastlamış. "Tamamdır!" diyip tam ata saldıracakken at
söylenmeye başlamış;
"Hey tilki kardeş. Dikkat
et! Bu ormanın muhtarıyım ben!"
Çok şaşıran tilki ata dönüp
sormuş;
"Yaaa. Nerden bileyim muhtar olduğunu
peki?"
At kurda;
"İnanmıyorsan mührümü
göstereyim. Geç şu karşıma'" demiş. Bizim kur, mührü alıp daha çok
hayvan avlarım heyecanıyla atın yan tarafına geçmiş. Mührü almayı beklerken at
ani bir hareketle kurda çifte atmasın mı!
tilkineye
uğradığını şaşırmış. O heyecanla kaçarken şunları söylüyormuş;
"Ben bir aç gözlü
tilki idim,
Bulduklarıma kanaat
etmez idim
Bakın başıma bunlar geldi,
Elimdekilere şükretseydim doymuş
idim."

|
|
|