ana menü
Anasayfa
Güncel
Konular
Aile Kadın
Sesli Bilgi
Oku Dinle
Döküman
Download
Sayfalar
Dini Sözlük
Namaz Sureleri
Hadis Bahçesi
Dualar Pınarı
Masaüstleri
Uydudan Kıble
Sorduklarınız
Sitede Arama
Bizimle irtibat
Siteyi Önerme
Konuk Defteri
spacer
çocuk bahçesi
Müslüman Çocuk
Elif-ba Öğren
Sûreler Tâlimi
Çizgi Filmler
Harika Çocuklar
Ufkumu Aydınlat
Hikaye ve Masal
Tarih Sayfaları
Çocuk Radyosu
Nasreddin Hoca
Hacivat Karagöz
Fıkra Dünyası
Bilmeceler
Tekerlemeler
Çeşitli Maniler
Yanıltmacalar
Cinas - Telmih
Oyun Parkı
Yapbozlar
Flash Boyama
Dosya Çantam
Çocuk Defteri
spacer
modern hayat kanser ediyor

Modern Hayat Kanser Ediyor

Uzun ömürlü diye aldığımız gıdalar, stres, hareketsizlik, yeterince dinlenememek, her yere arabayla gidip gelmek, düzenli uyku uyuyamamak gibi rahat ve modern bir hayatın sonucu olan bütün bu etkenler maalesef kanserin en büyük dostu. Kanseri önlemenin en iyi yolu ise sık sık kontrole gitmek ve doğal bir hayatı tercih etmek.

Hepimiz bir şekilde o "ürkütücü" kelimeyi duyduk çevremizden. Adını duyar duymaz da ağzımızdan "Allah göstermesin" kelimeleri dökülüveriyor. Hepimizin bir yakını mutlaka bu derdin bir şekilde kıyısından geçti. Gazetelerden minicik çocukların, sevdiğimiz insanların bu yüzden diğer aleme göç ettiklerini okurken, "Allah vermesin" diyoruz sıkça fakat ya bir gün verirse diye de düşünmeden edemiyoruz. Kanserin soğuk yüzüyle hep başkaları karşılaşır sanıyoruz.
Son yıllarda kanser vakalarındaki artış tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de tehdit ediyor. Hızla değişen alışkanlıklarımız, yaşam tarzımız bu artışın en önemli faktörlerinden. Konserve yiyeceklerden tutun da susamı yanmış simitlere, teflon tencerelere, karanlık iş yeri odalarına ve hatta strese kadar neredeyse modern zamanın bütün aktörleri kanserin en iyi arkadaşları.

Yılda 7 milyon kişi kanserden ölüyor
Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'yle birlikte hazırladığı "Kanser Yükü 2006" araştırmasına göre her yıl dünyada 11 milyon, Türkiye'de 150 bin kişi kansere yakalanıyor.
En sık görülen kanser türleri arasında ise ilk sırayı, yüzde 33,8'le akciğer kanseri alıyor. Mide kanseri yüzde 8,7'yle ikinci, mesane kanseri yüzde 7,8'le üçüncü, bağırsak kanseri yüzde 6,7'yle dördüncü, gırtlak kanseri yüzde 5,8'le beşinci, prostat kanseriyse yüzde 5,5'le altıncı. Kadınlarda en sık görülen tür, yüzde 24,2'yle meme kanseri. Kadınlarda diğer sık görülen kanser türleri bağırsak, mide, yumurtalık, akciğer ve kan kanseri.
Verilere göre, dünyada 25 milyon kanser hastası var. Her yıl 11 milyon kişi kansere yakalanıyor. 2020'de bu rakamın yaklaşık yüzde 50 artış göstererek 16 milyona ulaşacağı, üçte ikisinin gelişmekte olan ülkelerde olacağı tahmin ediliyor. Dünyada her yıl 7 milyon kişi kanserden ölüyor. 2020'ye kadar bu rakamın 10 milyonu geçmesinden endişe ediliyor. Dünyada her yıl 160 bin çocuk kansere yakalanırken, 90 bini de yaşamını yitiriyor.

Kanser neden artıyor?
İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, İstanbul Tıp Fakültesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Florence Nightingale Hastanesi Konsültan Cerrahı Prof. Dr. Vahit Özmen Türkiye’de özellikle meme kanseri vakalarındaki artışı zamanın getirdiği değişime bağlıyor: "Eskiden kadın evinde oturuyordu. Geçim sıkıntısı, yaşamla mücadele, stres söz konusu değildi. Genellikle erken evlilikler vardı. Menopoz tedavisi hemen hemen hiç yoktu. Menopoz yaşı daha erkendi. Türkiye’de ortalama yaşam 70 yaşın altındaydı. Şimdi 70’in üstünde. 50 yaş üstü olmak da kadınlar için bir risk faktörü. Dolayısıyla tüm bunlar meme kanserinin ve diğer kanserlerin daha sık görülmesine sebep oluyor."
Ayrıca kadınlarda akciğer kanserinin de artışına değinen Prof. Dr. Özmen’e göre kadın popülasyonunda sigara içme alışkanlığı son 10-20 yılda arttı. Bu da kadınlarda akciğer kanseri ve meme kanseri vakalarını arttırdı.

Modern yaşam kanseri davet ediyor
Modern hayatın getirdiği hızlı yaşam temposu kansere davetiye çıkarıyor. Prof. Dr. Özmen kanserin modern yaşamla yakın ilişki içinde olduğunu anlatıyor:
"İnsanların artık yemek yemeye vakti yok. Çalışan insanlar olarak bizim günde en az bir buçuk iki saati yemek yemeye ayırmamız lazım. Ancak böyle bir şansımız yok. Bu da fast-food tarzı yemek alışkanlığını getirdi. İnsanlar artık bir sandviçle, bir meyve suyuyla, poğaçayla, kahveyle öğünlerini geçiştirmeye çalışıyorlar. Bağırsak fonksiyonlarının düzenli olarak çalışabilmesi için mutlaka yeterli posanın, yani mide-bağırsak sisteminin sindiremeyeceği lifli besinlerin bağırsağa geçmesi lazım. Bağırsakta hareketin olması için bir içeriğinin olması lazım. Bir uyarıcı gerekir onlar da posalı yiyeceklerdir. Bunları alamazsanız düzgün olarak bağırsak fonksiyonlarını yerine getirme şansı olmaz. Bağırsak içerisinde bakterilerin çoğalıp yerinde sabit kalması bir takım kanserojen artıklara neden olur ve bağırsak kanseri riskini arttırır. Bitkilerin anormal şekilde büyümesini sağlayan, doping etkisi meydana getirecek kimyasal maddelerle desteklenmesi, hormonlanması ve bizim bunları tüketmemiz de yine kansere davetiye çıkarıyor. Uzun ömürlü diye aldığımız gıdalar, hava kirliliği, nükleer atıklar, ozon tabakasının eksikliğiyle güneş ışıklarının deriyi doğrudan etkilemesi, yiyeceklerin değişmesi, stres, yeterince dinlenememek, her yere arabayla gidip gelmek, düzenli uyku uyuyamamak gibi etkenlerin hepsi kanser hücrelerinin oluşmasından sonra savunma sisteminin kırılarak kanserin olduğu yerde çoğalmasına ve yayılmasına neden oluyor."

"Herkes hayatında bir kez kanser olur"
Prof. Dr. Özmen her insanın hayatı boyunca vücudunda kanser hücrelerinin oluştuğunu ancak vücudun direnç göstererek bu hücreleri yok ettiğini, asıl sorunun bu hücreler yok edilemediğinde ortaya çıktığını ifade ediyor:
"Yapılan çalışmalar her insanın yaşamı boyunca vücudunun değişik organlarında kanser hücrelerinin ortaya çıktığını göstermektedir. Bir insan 80 yıl yaşayacaksa 60-70 yaşındayken veya daha önce bir organında kanser değişimi olmaktadır. Ama vücudun savunma sistemi olan bağışıklık sistemi güçlü olduğu için onu sınırlayabilmekte ve yok edebilmektedir. Asıl sorun bu hücrelerin yok edilememesidir."

Kanser ölüm demek değil!
Kanser sinsi bir hastalık. Sessizce vücuda yerleşip hakimiyet kuruyor. Eskiden birçok imkansızlık da buna eklenince teşhisler ancak hastalığın son aşamalarında konuluyor ve sonuç ölüm oluyordu. Bu durum yıllarca kanserin ölümle yan yana anılmasına sebep oldu.
Prof. Dr. Özmen yeni teşhis ve tedavi yöntemleriyle bu durumun değiştiğini anlatıyor: "Hastalığın erken tanısı eğitimle, kültürle, okumakla mümkün. Doğu’dan Batı’ya doğru eğitim düzeyi iyileşiyor. Dolayısıyla Doğu’da hastalık daha ileri evrede teşhis ediliyor. Ama geç tanıda da başarı şansımız var artık. 25-30 yıl öncesiyle bugün arasında tanı tedavi yöntemleri bakımından çok ciddi gelişmeler var. Çok modern radyoterapi imkanları ve çok etkin ilaçlar var. Kanserin her aşamada tedavi şansı yüksek ama biraz da kanserin kaynaklandığı organa bağlı. Mesela meme kanserinin dördüncü evresinde bile kadınların beş yıl yaşama şansı var. Kanserde evreleri dörde ayırıyoruz: Bir: çok erken, iki: erken, üç: lokal kanser, dört: diğer organlara yayılan (metastaz) yaygın kanserdir. Bizim arzumuz, birinci evrede hiç olmazsa ikide kanseri yakalamaktır."
Tüm kanser türleri birlikte değerlendirildiğinde erişkin kanserlerinde % 60, çocuk kanserlerinde ise % 77 oranında iyileşme mümkün. Ancak hastalığın cinsi, yaygınlığı, uygulanan tedavi gibi bazı faktörler tedavi şansını doğrudan etkiliyor.

"Kanser sizin özel meseleniz"
Kanser tedavisinde en önemli etken "motivasyon". Prof. Dr. Özmen kanserle mücadelenin önce beyinde başladığını ifade ediyor: "Kanser karşısında moralli olmak, yeneceğine inanmak çok önemli. İrade, güç, bu hastalığın tedavisinde yüzde yüze yakın olumlu sonuç getirir. Tam tersi kötümser, devamlı karanlık tablolar çizen, geleceğine dair inancı olmayan hastalar teslim olup çok çabuk yenilgiye uğrayabilirler. Kanserli hastaların bir arada sosyal yapı ve dernek oluşturmaları güzel. Birbirleriyle beraber diğer insanları bilinçlendirmeleri güzel ama bunların bir araya geldiklerinde hastalıklarını konuşmaları son derece yanlış. Her şeyden önce kanserin adı çok kötü. Bu ismi kullanmamak lazım. İnsan kendini damgalanmış gibi hisseder. Kanserli bir hastaya yakınlarının zavallı bir insan gibi acıyarak yaklaşması, başka hastaların durumlarıyla kıyaslaması son derece yanlış. Hem hastaya hem yakınlarına devamlı söylüyorum: Bu olay sizin özel olayınızdır. Bunu eşiniz veya anneniz babanız bilecek, siz bileceksiniz, doktorunuz bilecek ama bir başka kişiyle paylaşmayın. Devamlı bu hastalıkla ilgili ortamlardan ve konulardan uzak durmaya çalışın. Ama tabiî ki kontrollerinizi ve tedavinizi hiç aksatmayın."

Erken teşhis hayat kurtarıyor!
Kişilerin kendi kendini muayenesi, kontrol muayeneleri ve taramalar ile erken tanı mümkün. Böylece tedavi şansı da yükseliyor. Buradan hareketle hiç şikayeti olmayanların bile düzenli doktor kontrolleri yaptırmaları öneriliyor.
Prof. Dr. Özmen erken tanı şansının hayat kurtaracağını şu sözlerle ifade ediyor: "Kanserle mücadelede hedef, herhangi bir belirti yokken tarama yöntemiyle saptamaktır. Erken tanı konulduğu zaman organların korunması mümkündür ve tedavi daha ekonomiktir. Bugün birçok kanserde böyle bir şansımız var. Bu kanserlerden bir tanesi meme kanseridir. Rahim ağzı kanseri, yemek borusu ve mide kanseri, prostat kanseri, kalın bağırsak ve rektum kanserlerine tarama yöntemiyle erken tanı koyabiliyoruz. Bu sayede kanser tanısı olan hastanın memesi alınmadan, kalın bağırsağın son kısmında olan kanserde bağırsak karın duvarından dışarıya çıkarılmadan tedavi edebiliyoruz. 50 yaşından sonra her yıl kontrol ederek prostat kanserini, kalın bağırsak endoskopisi yaparak 50 yaşından sonra kalın bağırsak kanserini erkenden teşhis etme şansımız var. Ama bu tarama programları çok pahalı programlar. Gelişmiş ülkelerde bile çok zor uygulanır. Bütçeden ciddi pay ayrılmalı."

"Türkiye’de umut verici çalışmalar var"
Prof. Dr. Özmen, Türkiye’de kanserin teşhis ve tedavisinde umut verici gelişmeler olduğunu anlatıyor: "Bahçeşehir’de 1 Eylül’de başlatacağımız bir tarama projesi var. Bu projede 5.600 adet kırk yaş üzeri kadının meme muayenesi ücretsiz yapılacak. 10 yıllık bir proje olacak. Ayrıca 2005-2006 yıllarında İstanbul’u bir pilot şehir olarak görüp mevcut olan 12 devlet, eğitim ve araştırma hastanesine meme poliklinikleri ve meme merkezleri kurduk. Bu merkezlerde bir yıl içerisinde yaklaşık 100 bin kadın muayene oldu ve üç bin civarında erken meme kanseri tanısı kondu. Bunun dışında kadınların mamografi çekiminde ekonomik sıkıntı çekmemeleri için iki yıl önce Kanserle Savaş Daire Başkanlığı’nca bir kanun tasarısı hazırlanıp kabul edildi. Buna göre 50 yaşın üzerinde herhangi bir sosyal güvencesi olmayan kadınlar bu hastanelere başvurup mamografi çektirebilecek. Bu konuda henüz Batı düzeyinde değiliz. Onlar kırk yıl önce başlamışlar biz yeni başladık ama çalışmalar umut verici."

Kanser Nedir?
Çocukluk çağı dışında yaşlanan hücrelerle yeni yapılanlar hemen hemen birbirine eşittir. Aşırı hücre üremesinin dizginlenememesine, yani yıkımdan çok yapım olmasına "kanser" denir. Kanser tedavisi birçok uzmanlık dalının işbirliğini gerektiriyor.
Kanserin belirtileri neler?
• Bedenin herhangi bir bölgesinde doku kalınlaşması veya büyümesi olması
• Ben, siğil gibi cilt lezyonlarının üzerinde belirgin bir değişiklik görülmesi
• İyileşmeyen öksürük ve ses kısıklığı
• Bağırsak ya da mesane alışkanlıklarında ani değişiklikler
• Hazımsızlık ve yutkunma güçlüğü
• Açıklanamayan kilo değişiklikleri, ani zayıflama
• Beklenmedik kanamalar, normal olmayan akıntılar
Ağrı, kanserin erken dönemlerinde bulunmayabilir. Ağrı hissetmek kanser için bir koşul değil. Tabii yukarıda sıralanan belirti ve bulguların bulunması kişide mutlaka kanser olduğu anlamına gelmiyor. Ancak bu tür yakınmaları olan kişinin doktora başvurması ve bunları anlatması çok önemli.

Mutfağınızı kansere karşı koruyun
Geleneksel bazı pişirme yöntemlerimiz ve yemeklerimiz, kansere davetiye çıkarır nitelikte. Örneğin hemen hemen her kadın yemek yaparken, soğanı yağda kavurur. Ama soğanı yağda yakarak tüketmek adeta kanseri evlerimize davet etmek anlamına geliyor. Kısacası, besinlerin sizi kanser yapmalarını istemiyorsanız onların canını yakmayın.
• Susamı yanmış simit, yanarak üzerinde siyah benekler oluşmuş gözleme tipi yufkalar, kabuğu yanmış veya fazla kızartılmış ekmek, kavrulmuş sarı leblebi türü besinleri tüketmeyin.
• Bol proteinli besinleri uzun süre yüksek ısıda pişirirseniz, kanserojen maddelerin de üretimine katkıda bulunursunuz. Eti 35 dakika ızgarada veya 5 dakika kızgın yağda kızartırsanız, kanserojen hale getirmeyi başardınız demektir.
• Tek başına et yemektense sebzelerle tüketmeyi tercih edin. Eti sebzelerle birlikte pişirirseniz yemeğin kanserojen hale dönüşmesini çok büyük oranda önlemiş olursunuz.
• Taze sebzeleri yağda kızartmayın. Sebze ve kuru baklagilleri yıkamadan yemeyin ve pişirmeyin.
• Ateşe çok yakın tutarak pişirme ve tütsüleme yapmayın.
• Tahılları kuru, nemli olmayan yerlerde saklayın.
• Özellikle salça, turşu, reçel gibi besinleri boşalmış deterjan kutularında, boyalı plastiklerde saklamayın. Kanser yapıcı maddeler yiyeceğe geçer.

Kanserden korunmak için ne yapmalıyız?
• Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
• Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren "light" yiyecek ve içecek tüketmeyin.
• Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.
• Ninelerinizin yemek pişirme adetlerini uygulayın. Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar. Daha çok toprak, cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.
• Bol taze sebze ve meyve yiyin.
• Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
• Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
• Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
• Günde iki diş sarımsak veya bir baş soğan tüketin.
• Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tüketin.
• Şeker kullanmadan yeşil ve siyah çay tüketin.
• Stresten uzak durun ve iyi uyuyun.
• D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
• Yeteri derecede egzersiz yapın.



Moral Dergisi

spacer
açiklamali bölümler
Açıklamalı Bölümler
spacer
gorsel multimedia
Nasihat Öğütler
Namaz Dersleri
Pratik Elif-ba
Kolay Elif-ba
Kur'an Dersleri
Takipli Kur'an
Evliya Filmleri
Dini Sohbetler
Dini Menkıbeler
İlahi Kasideler
spacer
sesli multimedia
Tefsir Dersleri
Riyazus Salihin
Tam İlmihal Sesli
Mektubat Rabbani
Sesli İslam Tarihi
Peygamberimiz
Evliya Hayatları
Nasihatler
Bahri Kasideler
İlahi Kasideler
Sesli Sohbetler
Seslendirmeler
Ezan-ı Şerifler
İslami Şiirler
Tarih Serisi
Mehter Marşları
Telefon Zilleri
spacer