ana menü
Anasayfa
Güncel
Konular
Aile Kadın
Sesli Bilgi
Oku Dinle
Döküman
Download
Sayfalar
Dini Sözlük
Namaz Sureleri
Hadis Bahçesi
Dualar Pınarı
Masaüstleri
Uydudan Kıble
Sorduklarınız
Sitede Arama
Bizimle irtibat
Siteyi Önerme
Konuk Defteri
spacer
çocuk bahçesi
Müslüman Çocuk
Elif-ba Öğren
Sûreler Tâlimi
Çizgi Filmler
Harika Çocuklar
Ufkumu Aydınlat
Hikaye ve Masal
Tarih Sayfaları
Çocuk Radyosu
Nasreddin Hoca
Hacivat Karagöz
Fıkra Dünyası
Bilmeceler
Tekerlemeler
Çeşitli Maniler
Yanıltmacalar
Cinas - Telmih
Oyun Parkı
Yapbozlar
Flash Boyama
Dosya Çantam
Çocuk Defteri
spacer
güneş ışığı ve deri kanseri

Güneş Işığı ve Deri Kanseri

Her sabah yatağımızdan kalktığınızda dünyamızın düne nazaran daha kötü bir felaketle karşılaştığını duyuyor, görüyor ve hissediyoruz. Bu felaketlerin bir yönüyle "Dünya" denen makineyi kullanım kılavuzuna bakmadan çalıştırmaya çalışan ve günlük düşünen bilim adamlarının, bu makinenin yanlış düğmelerine bastıkları için meydana geldiği apaçık ortadadır. Yaratılış kanunlarının dışına çıkan uygulamalar birçok sağlık problemini de yanında getiriyor. İşte bu felaketlerden biri daha; ozon tabakasının iki paralık parfümler yüzünden delinmesi sonucu, binlerce faydası bulunan, hayat kaynağı güneşten zarar görmeye başladık. Fazla güneşte dolaşan insanlar deri kanserinin tehdidi altında, ama bu olayda ne güneşin suçu var ne de dünyanın. Kendi kendimize ortaya çıkarattığımız bu hastalık bizi epey uğraştıracağa benziyor.

Deri kanseri, çoğunlukla yaşlı insanlarda görülür, çünkü onlar çok uzun yıllardır güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmaktaydılar. Basit gibi görünen bir deri hücresinin, güneş ışınlarına maruz kalarak gen anahtarının mutasyona uğramasıyla bölünme düzeni bozulmuşsa ve yanlış maddeler üretmeye başlamışsa, bu hücre kanserleşmiş demektir. 1775’te İngiliz doktor Percivall Pott Londra’da birçok baca temizleyicisinin yumurtalık derilerinde lime lime yaraların yaygın olduğunu rapor etmişti. Kömür katranlarına maruz kalan insanları gözlem altına aldı ve onların bu çeşit cilt kanserlerine sık yakalandıklarını gördü.

Araştırmacılar, çevre ve deri kanseri arasında bir ilişki olduğunu farkettiler ama böyle iken bu etki kömür katranı gibi belirli yerlerde değil her yerde görülebilen güneş ışınlarıydı. Birçok araştırmacının itinalı gayretleri neticesinde güneş ışınlarının etkisiyle her yıl deri kanserine yakalananların sayısının hayrete düşürücü büyük rakamlara ulaştığı gösterilmiştir.

Sadece Amerika’da her yıl bir milyon yeni yaka ortaya çıkıyor ve deri kanserinin oranı diğer bütün kanser çeşitlerinin toplamına eşit miktarda ilerliyor. Deri kanserinin hücre tiplerine göre üç çeşidi vardır. Melanositlerde (renk hücreleri) oluşan kanser çeşidine "malignant melanoma" adı verilir. Bu kanser çeşidi çok öldürücüdür.Araştırmacılar bu kanser çeşidinin nasıl başlayıp geliştiğini açıklamakta halen çok yetersiz kalıyorlar.

Eğer erken teşhis edilirse melanoma dışı deri kanserinin çoğu vakasında tedavi nisbeten kolaydır. Lokal anestezi altında bu kanserler basit teknikler ile tedavi edilebilir. Kazıma, yakma, dondurma veya cerrahi olarak hasta dokuyu kesip çıkarma bu basit tekniklerdendir. Melanoma kanseri bile eğer tümör hali küçük iken teşhis edildi ise (bir milimetreden küçük) genelde basit bir kesip çıkarma ile tedavi edilebilir. Deri kanseri bütün yaş gruplarındaki insanların organları için derttir. Çünkü çirkinleştirir, güzelliği bozar, ele alınmaz ise öldürücüdür. Araştırmacılar bu çalışmaya başlarken hastalık yapan mekanizmayı öğrenmek için çok büyük gayret içindeydiler. Bu mekanizmayı bulmaya tarihteki bazı olaylar da yardım etti.


MAHKÜMLAR ARAŞTIRMA MALZEMESİ
İngiltere’de şehir hapishanelerinin yükünü hafifletmek için 1780’de tutukluların ücra yerlere sevk edilmesi hakkında hükümetçe oy birliği ile karar verildi. Seçilen ücra bölge ise Güney Pasifik okyanusunun kıyılarıydı. 10 yıldan fazla bir zaman içinde Avustralya’nın doğu sahillerine İngiliz, İrlandalı kadın ve erkekler yerleşti.

Bu ilk sömürgeye yerleşen insanlar genelde açık tenli ve sarı saçlıydılar. Bugün bu insanların torunlarının sayısı kıtanın güney bölgesinde çok fazladır.

18. yy’da ceza reformu olarak başlayan bu olay, sonunda deri kanseri ve güneş ışınları arasındaki bağ hakkında bir deney olarak ortaya çıktı. Avustralya’da bu beyaz insanlar açık tenli derileriyle sürekli şiddetli güneş ışınlarına maruz kaldılar. Şimdi ise bu insanlar diğer insanlar ile karşılaştırıldığında deri kanserinin bütün çeşiterini büyük bir oranda taşıyorlar.

50 yıl önce Avustralya’daki tecrübelerden güçlü güneş ışığının ve açık tenli derinin, deri kanseri için önemli bir risk faktörü olduğu biliniyordu. Ama uzun yıllar bilim adamları güneşin gerçekten deri hücrelerinde ne yapıp da kansere sebebiyet verdiğini açıklayamadılar. Adeta güneş içinde bulunan bu kıtada bu esrarı açığa kavuşturmak için tesadüfi deneylerden daha çok gayret ve çalışma gerekmekteydi. Bu mekanizmanın detaylarını anlamak için dünyanın her tarafında çalışan moleküler biologların laboratuarlarda geçirmesi gereken çok yıllara ihtiyaçları vardı.

Güneşten gelen ve birbirine benzer gözüken iki tehlikeden birincisi, hücre içindeki özel gen mutasyonları yani genlerdeki değişikliklerdi. Eğer mutasyon normal bir gende aşırı gelişmeyi teşvik eden bir değişiklik yapar ise hücre ölçüsüz çoğalır. Kansere sebep olan bu tip genlere onkogen denir. Şayet hücrede üremeyi kontrol eden gen tahrip olursa hücre yine hızla çoğalmaya başlar. İkincisinde ise kansere sebep olan güneş ışığının özellikleri ve tesirleri düşünüldü. Bu sebepler etraftaki birçok değişik olayları da içine alarak güneşe maruz kalan hücrelere tesir etmektedir. Mesela güneşin radyasyonu derinin bağışıklık sistemini bastırarak derinin tümör hücrelerini yok etme kabiliyetini azaltır veya doğrudan hücre bölünmesini uyarır. Halbuki normalde hücre bölünmesi ayar mekanizması genlerde gizlidir.

Araştırmacılar Avustralyalı deri kanseri hastalarında güneş ışığının çok yüksek, tehlikeli dozunun tümörün ortaya çıkışından yıllar önce alındığını kabul etmektedirler. Radyasyona maruz iken bağışıklık sistemi çalışmaz ama radyasyonun sona ermesinden birkaç gün sonra tekrar çalışır. Fakat genetik değişme böyle değildir, hücrenin genetik sisteminde ortaya çıkan değişiklikler artık kalıcı hale gelmiş olduğundan nesilden nesile aktarılır ve eski haline dönmez.


MUTASYONUN TESİRİ
Güneş ışığındaki ultraviyole B radyasyonu, gen üzerindeki karakteristik imzası sebebiyle kanser yapan faktör olarak tahmin edildi.

İsviçre, Fransa, Kanada ve Amerika’dan araştırma grupları ultraviyole ışınlarının DNA zincirindeki temel nükleotidlerin mutasyonuna sebeb olduğunu gösterdiler. Nükleotid denilen ve dört harfli bir alfabe gibi iş gören bu moleküller evrensel olup bütün canlıların yaratılışındaki genetik şifrede kullanılmışlardır.

Bu nükleotidlerin adları Adenin (A), Guanin (G), Sitozin (0) ve Timin (T)’dir. Bu dört harfin sonsuz sayıda ve sırada tekrarlanabilme özelliği ile sonsuz sayıdaki biyolojik özellikler şifrelenebilir ve bu şifreler nesilden nesile aktarılır. Normalde A ile T ve C ile de G birbirine bağlanarak DNA’nın çift ipliğini oluşturdukları halde mutasyonlar ile bu bağlanmada yanlışlıklar meydana gelebilir. Mesela; "Pazardan balık aldım’ cümlesindeki balık kelimesinin son iki harfinin değişikliği ile "Pazardan balta aldım’ ,"Pazardan balon aldım" gibi çok farklı işler anlatılabilir, veya son iki harf tamamen düşerse ‘Pazardan bal aldım" şeklinde yine çok farklı bir nesne anlatılır. Tıpkı bunun gibi genetik şifredeki harflerin (A,T,C,G) değişikliği de biyolojik karakterlerde ve metabolizma reaksiyonlarında büyük değişikliklere ve dolayısıyla da yeni oluşumlara (tümör gibi) sebep olabilir. Bu mutasyonların 2/3’ü C’yi yok edip yerine T’yi getirir ve bunların da % l0 ‘u 2 komşu sitozinin (0,0) alanında olur ve her ikisinin değişmesiyle Timin bazına Dönüşür (T.T) Bu olayı sadece ultraviyole ışığı yaptığı için bu olaya bir çeşit ultraviole ışığının parmak izi denilebilir. Bu mutasyonu gördüğümüz zaman bunun ultraviyole ışınlarından kaynaklandığını anlarız. Böylece hangi tip mutasyonun güneş ışığının etkisi ile oluştuğu tesbit edildi ama hangi insan genlerinin mutasyonla kanserogen tesir yapacağı henüz tam olarak belirlenemedi.

Bununla beraber kanser yapan ve tümör önleyen genlerin birçoğu artık ayırdedilebiliyor. Bu konu için araştırmacılar tümör önleyen genleri incelemeyi uygun gördüler ki bu genlerden biri P53 genidir. İnsandaki kanserlerin yarısından çoğunda mutasyona uğrayan bu gendir. Bu yüzden araştırmacılara göre P53 deri kanserinin sebeplerinden biri olabilirdi.

Araştırmacılar delil bulmak için yassı hücreli deri kanseri üzerinde çalıştılar. Bu kanserde oluşan tümörler tartışılmaksızın güneş ışığı ile ilgiliydi. (Özellikle tropik bölgelerde yaşayan ve herhangi bir koruyucu örtü kullanmayan beyaz insanlar arasında, yüzlerde ve ellerde ortaya çıkıyor.) Uppsala Üniversitesi hastanesinden Jan Post ile birlikte yapılan çalışmalarda Amerika’da toplanan numunelerde yassı hücreli deri kanserinin, %90 mutasyonunun P53 geni (tümör önleyen gen) üzerinde olduğu görüldü. Bu mutasyonlar iki C ile iki T’nin yanyana olduğu yerlerde ortaya çıkıyordu. Bu numunelerin. mutasyonlarının Sitozinden Timine değişen özel birçok modelleri vardı ve bu tip değişimi ultraviyole ışınlarının yaptığı biliniyordu. Bu çalışma grubu ve diğer çalışma grupları daha sonra güneşin tesiriyle P53 geninde bulunan mutasyonun bazal hücreli (üst derinin en altında yer alan, bölünme kabiliyeti çok yüksek olup deriyi yenileyen tabaka) deri kanserinde de olduğunu gördü. Melanoma tipi kanserler şu anda sanki P53 mutasyonu ile birlikte değilmiş gibi görünmekteyse de araştırmacılar halen güneş ışığı ile etkilenen genlerin bu hususta tesirini anlamak için kansere uğramış melanositler (derinin rengini veren hücreler) üzerinde çalışıyorlar.


HÜCREDEKi TASHİH
P53 mutasyonlarını tanıdıktan sonra bile kanserin meydana geliş hikayesinde halen eksikler mevcuttur. Zira bütün bu bilgilerimizden çıkan neticeye göre, genler kanser olmamakta, hücreler kanser olmaktadır. Çok açık olarak görülmektedir ki P53 proteini, normal deri hücrelerinde kanserin önüne geçmekte. Ama nasıl? Araştırmacılar, X ışınlarına maruz kalan hücrede ortaya çıkan hatalı proteinlerin ve DNA molekülündeki hasarların tamir edilene kadar, P53 geninin şifrelediği bir protein tarafından hücrenin bölünüp çoğalmasının durdurulduğunu tesbit ettiler. Moshe Oren ve arkadaşları P53’ün diğer bir görevi olduğunu farkettiler. Şayet DNA tamir edilemeyecek kadar hasara uğramamışsa P53 proteini kanseri önleyebilir. Eğer hücrede sadece P53 proteini varsa apoptosis olmaktadır. Apoptosis hücrenin ölüm programıdır. Bir çok biyolojik olayın ölçülü bir şekilde yürütülmesi için bu şekilde hücre yok olması normaldir. Zira hücreler devamlı bölünür ve ürerse vücut ve organların büyüklüğüne bir sınır çizilemez ve her canlı gelişigüzel büyüyerek devleşirdi. Halbuki hücrelerin programlı bir şekilde ölmesi ve yerine genç hücrelerin gelmesiyle organ ve dokuların büyüklüğü sınırlandırıldığı gibi gençleşme de olmaktadır. Bu olayın önemli bir yönü de güneşin hasar verdiği hücreler intihar ederek üzerinde mutasyonla meydana gelmiş zararlı değişikliğin genetik sicile kaydedilmemesi için silinerek kanser gelişmesini önlemesidir. Bu apoptosis’e hücrenin tashih programı diyebiliriz. Çünkü derimiz normalde her gün yaşlanmış olan üst tabakadaki hücrelerini kir veya kepek şeklinde döker. Bu esnada mutasyona uğramış ve kanserleşme istidadındaki hücreler de yaşlanıp öldüklerinden derimiz yıkandıkça bu hücrelerden kurtulmaktadır. Özellikle günde birçok defa ellerini ve yüzlerini yıkayanların derilerinde kanserleşmiş hücrelerin gelişme fırsatı bulamadan atılmaları abdestin çok önemli bir hikmetini vurgulamaktadır. Deri hücrelerindeki P53’ün önemini kavrayan bilim adamları bu husustaki düşüncelerini test etmeden önce bile destekleyen bazı deliller ellerinde mevcuttu.

Dermatologlar çok uzun zaman önce derinin güneşte yandığı zaman bazı hücrelerin apoptotik hücrelere (arızalı ve yaşlı olduğu için ölen) benzediğini biliyorlardı. Güneşte yanan hücreler DNA’larında diğer apoptotik hücrelere benzer kırıklar taşımaktaydılar ve hücreler sanki intihar ediyormuş gibi görünüyorlardı. Bu da bilim adamlarını P53’e sahip olmayan hücrelerin ne yapacağı hususunda araştırmaya sevk etti.

Tyler Jack ve arkadaşları P53’ü olmayan fareler ürettiler. Bu fareleri normal farelerle birlikte ultraviyole ışınlarına maruz bıraktıklarında P53’ü olmayan farelerin apoptik olmadıklarını yani hücrelerinin ölmediğini keşfettiler. P53’ü kısmen çalışan farelerde ise apoptosis pek fazla değildi. Bu sonuçlar apoptosis’in melanoma dışı deri kanserini önlemede önemli bir rolünün olduğunu gösteriyor.


GÜNEŞİN İKAZI
Artık hücredeki hataların düzeltilmesindeki yetersizliğinin (apoptosis yetersizliği) kanseri başlattığı anlaşılıyordu. Derimiz güneş ışığına maruz kalarak güneş tarafından ultraviyole B’nin sebep olduğu hasarları biriktirir. Eğer hücre, DNA’sını vaktinde tamir edemez ise apoptosis ile ölür. Ama eğer P53 geni güneş ışınlarına maruz kalarak mutasyona uğrayacak olursa bu sefer hücre çok kötü hasar almış olsa bile apoptosis’e uğramayıp kendini öldürmeyecek ve arızalı olarak yaşayıp çoğalmaya ve zararlı proteinler üretmeye devam ederek kanser oluşturacaktır.

Kanser olmaya başlayan bir hücrenin etrafında normal sağlıklı hücreler bulunur. Eğer bu sağlıklı hücreler hasara uğrarsa apoptosis ile ölürler. Ölen hücrelerin yerleri boş kalır. Bu boşlukta da P53 mutasyonuna uğrayan ve bir nevi ölümsüzlük kazanan hücre çoğalabilir. Çünkü biliyoruz ki P53 mutasyonu olan hücreler apoptosis’e uğramazlar ve intihar etmezler, hücrenin ölmemesi ise sistemin ölmesine sebep olacak olaylara yol açar. Tıpkı devlete baş kaldıran anarşistin öldürülmesi gibi vücudun mükemmel nizamını bozan hücrenin de öldürülmesi gerekmektedir. Şayet anarşist öldürülmezse çoğalır ve devletin ölümüne sebep olabilir. Anarşist hücrenin öldürülmesi için kurulmuş bulunan hücredeki apoptosis mekanizması sayesinde, güneş ışığı ile hasarlanarak anarşist olmaya başlayan hücreler vücudun selameti için kendilerini öldürür. Fakat P53 mutasyonuna uğramış hücrelerin kendilerini öldürme mekanizması bozulduğundan çoğalmaları hızlanır ve kanser gelişmeye başlar. Gerçekten de güneş ışınları kanser yapmak için iki yol kullanıyor. Birincisi P53 genini mutasyona uğratarak, ikincisi ise P53 geni mutasyona uğramış hücreler için uygun bir vasatın sınırsız büyümesini ve tümör oluşmasına sebep olarak. Bu iki olay birden kanseri meydana getirmektedir. Diğer mutasyon ve tümör sebebleri değişik maddelerden kaynaklandığı halde deri kanserinde ultraviyole radyasyonu hem mutasyonun hem de tümörün sebebini oluşturmaktadır.

Araştırmacıların daha henüz keşfetmediği kansere sebeb olan daha pek çok madde ve güneşin bilinmeyen başka tesirleri de vardır. Gelecekte daha ileri araştırmalarla kanser oluşumunun nasıl farklı mekanizmalarla ortaya çıktığını inşaallah daha iyi anlayacağız. Belki gelecekteki ilaçlar mutasyona uğramış P53 proteini yerine geçerek onun gibi çalışacaklar ve doktorlar artık bu ilacı reçetelere yazacak, belki bir deri kremi şeklinde olabilecek ve hasta hücreler bu kremi emerek iyileşebilecekler. Böyle bir ilacın 10-20 yıl içinde bulunacağına ümitte bakılmaktadır.

Yine de bu ilaçları beklemektense özellikle yaz aylarında güneşten korunmak herhalde daha akıllıca olacaktır. Plajlarda soyunarak saatlerce cildi ultraviyole radyasyonuna maruz bırakmanın zararını ise okuyucuların yorumuna bırakıyoruz.


Nur Aytekin

spacer
açiklamali bölümler
Açıklamalı Bölümler
spacer
gorsel multimedia
Nasihat Öğütler
Namaz Dersleri
Pratik Elif-ba
Kolay Elif-ba
Kur'an Dersleri
Takipli Kur'an
Evliya Filmleri
Dini Sohbetler
Dini Menkıbeler
İlahi Kasideler
spacer
sesli multimedia
Tefsir Dersleri
Riyazus Salihin
Tam İlmihal Sesli
Mektubat Rabbani
Sesli İslam Tarihi
Peygamberimiz
Evliya Hayatları
Nasihatler
Bahri Kasideler
İlahi Kasideler
Sesli Sohbetler
Seslendirmeler
Ezan-ı Şerifler
İslami Şiirler
Tarih Serisi
Mehter Marşları
Telefon Zilleri
spacer