ana menü
Anasayfa
Güncel
Konular
Aile Kadın
Sesli Bilgi
Oku Dinle
Döküman
Download
Sayfalar
Dini Sözlük
Namaz Sureleri
Hadis Bahçesi
Dualar Pınarı
Nasihatler
Masaüstleri
Uydudan Kıble
Sorduklarınız
Sitede Arama
Bizimle irtibat
Siteyi Önerme
Konuk Defteri
spacer
çocuk bahçesi
Müslüman Çocuk
Elif-ba Öğren
Sûreler Tâlimi
Çizgi Filmler
Harika Çocuklar
Ufkumu Aydınlat
Hikaye ve Masal
Tarih Sayfaları
Çocuk Radyosu
Nasreddin Hoca
Hacivat Karagöz
Fıkra Dünyası
Bilmeceler
Tekerlemeler
Çeşitli Maniler
Yanıltmacalar
Cinas - Telmih
Oyun Parkı
Yapbozlar
Flash Boyama
Dosya Çantam
Çocuk Defteri
spacer
anne baba ile etkileşim

3 - ANNE BABA İLE ETKİLEŞİM (Başlıklar)
• Çocuğuma karşı disiplinin ölçüsü ve hoşgörünün sınırı ne olmalıdır?
• Çocuğun yapması gereken bazı işleri, onun yerine başkalarının yapmasının sonuçları neler olabilir?
• Çocuğumun davranışlarını aşırı kontrol etmemde bir sakınca var mıdır?
• Anne babanın çocuğa farklı yaklaşımlarının ne gibi sakıncaları vardır?
• Çocuğun cezalandırılma şekli nasıl olmalıdır?
• Cezalandırmanın aşamaları ve özellikleri nasıl olmalıdır?
• Çocuğu ödüllendirme şekli nasıl olmalıdır?
• Çalışan anneler olarak çocuğumuz ile nasıl ilgilenmeliyiz?
• Aile ortamının çocuğa etkileri nelerdir?
• Anne babanın çocuğa etkileri nelerdir?
• Çocukla ilgili beklentiler nasıl belirlenmelidir?
• Fiziksel olarak cezalandırmanın etkileri nelerdir?
• Kıyaslama yapmak doğru mudur?
• Aileyi etkileyen stres faktörleri çocuğu nasıl etkiler, bu durumda neler yapılmalıdır?
• Çocuk ile ortak vakit geçirmenin önemi nedir?
• Toplum aile etkileşiminin çocuğa etkileri nelerdir?
• Çocuğunuz ile iletişim nasıl olmalıdır?
• Babaların çocuk eğitiminde önemi nedir?


ÇOCUĞUMA KARŞI DİSİPLİNİN ÖLÇÜSÜ VE HOŞGÖRÜNÜN SINIRI NE OLMALIDIR?
Çocuk, hayatının ilk gününden itibaren öğrenme sürecinde oları bir varlıktır. Öğrenme sürecinde olan çocuk, sık sık hata yapar. Önemli olan bu hataların çocuğa gerekli açıklamalar yapılarak düzeltilmesidir. Hatta yapılan hatalar ve onların sonuçları, bazen masraflı olmasına rağmen en iyi öğretmendir. Siz de çocukluğunuzda birçok hata yapmış ve anne babanızın farklı tutumları ile karşılaşmış olabilirsiniz. Size yapılan iyi davranışlar sizi mutlu ederken hata sonrası takınılan kötü tutumlar ise sizi çoğu kez incitmiştir.

Çocuğa aşırı disiplin uygulanması, çocuğun bazı hususlarda sıkılmasına ve kendini ortaya koyma noktasında tereddütler yaşamasına neden olur. Aşırı disiplin, çocuklarda kaygı belirtilerine yol açar ve çocuk kendisini devamlı gergin ve huzursuz hisseder. Çocuğun yaptığı hatalar hiçbir zaman görmezlikten gelinmemelidir. Çünkü görmezlikten gelinen davranışlar çocuklarda zamanla pekişecektir. Bu nedenle çocuğun yaptığı hatalar uygun bir şekilde anlatılmalıdır. Ama bu hiçbir zaman aşırı eleştirme, yargılama ve suçlama şeklinde olmamalıdır. Sürekli çocuğu izleyip doğru mu yapıyor, yanlış mı yapıyor diye kontrol etmemek gerekir. Bu kontrol çocukta huzursuzluk ve gerginlik doğurur.

Aşın hoşgörülü bir ailede yetişen çocuklar, neyin doğru olduğunu, neyin yanlış olduğunu bilemeyen bir kişiliğe sahip olurlar. Aşırı hoşgörü, çocukta gevşek ve tutarsız bir yapının ortaya çıkmasına, aşırı özgür ve sorumsuz davranmasına yol açar. Aşırı özgürlük verme zamanla çocukta davranış bozukluklarına sebep olur. Böyle çocuklar zamanla problem olmaya başlarlar. Unutmayınız ki anne babanın tahammül ettiği davranışlar, çocuğun arkadaş ortamında ve sosyal ilişkilerinde, tahammül edilemeyecek engellenecektir. Bu çocuklar psikolojik zorluklarla karşılaşabilirler. Aile içinde aşırı hoşgörülü davranılan çocuklar arkadaş ortamlarında aynı hoşgörüyü göremedikleri için sıkıntı yaşarlar.

Anne babanın her ikisinin de disiplin ve hoşgörü konusunda söz birliği içinde olmaları, birbirinden farklı tutumlara girmemeleri gerekir. Özellikle çocuk üzerinde etkinliği olan büyükanne ve büyükbabanın da bu konuda anne babaya yardımcı olmaları gerekir. Aksi taktirde çocuk nasıl davranacağını bilemez ve davranış problemleri daha da artar. Etrafındaki insanların sürekli farklı davrandığını gören çocuk ne isteyeceğini ve kendisinden ne istenildiğini kestiremez.

Anne babaların bu konuda disiplin ve hoşgörü dozunu tam olarak ayarlamaları önemlidir. Çocuğun psikolojik gelişimi adına bu durum normal bir denge içinde devam etmelidir. Çocuğun davranış şeklini belirleyen çok önemli bir nokta, uygun disiplin ve hoşgörüdür.

Burada bir örnek verebiliriz: "Hürkan, 6 yasında bir çocuktur. Anne babası ile birlikte yaşamaktadır. Hürkan'ın annesi oldukça titiz olmakla birlikte, çok ince ayrıntıları bile hesap etmektedir. Hürkan'ın her yaptığı davranış, anne tarafından kontrol edilmekte, yaptığı küçücük bir hata bile hemen ortaya çıkarılmaktadır. Hürkan âdeta çok yakın bir takibe alınmaktadır. Durum o kadar ileri gitmiştir ki artık Hürkan, annesinin yanında hiçbir şey yapmaya cesaret edememektedir. Yaptığı her şeyde annesi bir hata bulmakta; onun kusursuz ve mükemmel olması için bu hatalardan dolayı onu cezalandırmaktadır. Bu durumda Hürkan, annesinin yanında giderek daha gergin ve kaygılı olmaya başlamıştır. Bu baskıya dayalı olarak Hürkan'da altını kirletme problemi baş göstermiştîr. Kusursuzluğu isteyen bir anneye tepki olarak Hürkan, gündüz istemsiz üzerine kaçırmaktadır. Bu durumu fark eden anne Hürkan'ın altını kirletmesi ile ilgili olarak bir uzmana başvurmuştur. Yapılan incelemelerde aslında hatanın annede olduğu belirtilmiş ve annenin değişmesi yönünde telkinlerde bulunulmuştur. Sonunda Hürkan ve annesinin problemleri çözümlenmiştir."


ÇOCUĞUN YAPMASI GEREKEN BAZI İŞLERİ. ONUN YERİNE BAŞKALARININ YAPMASININ SONUÇLARI NELER OLABİLİR?
İnsanoğlu, doğduğu günden itibaren devamlı olarak kendi kabiliyet ve becerilerini geliştirme süreci içerisindedir. Buna bağlı olarak doğuştan var olan mevcut kapasite, özellikle hayatın ilk yıllarındaki çevresel ve fiziksel etkenlerin de devreye girmesi ile hızlı bir gelişme gösterir. Her bireyin yaşına uygun motor, dil, sosyal vb. gelişim dönemleri çocukluk döneminde hızlı, daha sonra giderek yavaşlayan bir şekilde devam eder. Her gelişim döneminin uygun ve tam olarak değerlendirilmesi için bazı yönlendirmelerin yapılması ve bazı çevresel şartların sağlanması gerekir.

Özellikle çocuk bakımında söz sahibi olan annelerin, çocuk üzerindeki davranış şekilleri, çocuğun gelişimi açısından çok büyük önem taşımaktadır. Bazı anneler çocukları ile aşırı derecede ilgilenirler. Aslında bu, çocukların davranış yönünden kendisiyle hiç ilgilenilmeyen çocuklardan farkı yoktur. Bazı ebeveynler, çocuğun üzerine o kadar çok düşerler ki onun yaşına uygun gelişiminin de önüne geçerler. Çünkü böyle çocuklar, kendisinin yerine bazı şeyleri düşünen ve uygulayan anne babalar olduğunda kendi kabiliyet ve becerilerini kullanmaya gerek duymazlar.

Çocuğun yaşına uygun olarak kendi başına yemek yemesi, giyinmesi, okul dersleri, ev içerisindeki etkinlikleri gibi birçok konuda anne babalar gereksiz yere devreye girerler. Aslında onlar, çocuklarının hem psikolojik, hem de kabiliyet olarak uygun atılımları yapmalarını engellerler. Bu nedenle anne babalar, çocuklarının normal gelişimini sağlamak için en başta onların yaşlarına uygun davranışları (bebeksi tavır ve hareketlere izin vermemeleri) onaylamaları gerekir.

Unutulmamalıdır ki çocukların yaşlarına uygun davranmalarını kazandıracak kişiler onların anne babalarıdır. Çocukları yerine birçok davranışı üstlenen ve onların yaşma uygun sorumluluklar almasını engelleyen anne babalar, çocuklarına iyilik yaptıklarını zannederler. Gerçekle onların kabiliyet ve becerilerini kısıtladıklarının farkında bile değildirler. O nedenle gerek psikolojik gerekse bedensel gelişim için bu durum önemlidir. Çocuğun yapması gereken aktiviteler ve görevlerin başlangıcında çocuğa yardımcı olmak uygun olur; ama bu yardımın, devamlı o görevi üstlenme şeklini alması ise zararlı olur.

Çocuğa, yaşından daha büyük sorumluluklar vermek de aynı şekilde sakıncalı olabilir. Anne babaların sağlıklı bir gelişim için bu dengeyi sağlamaları gerekmektedir. Çocuğa yaşından büyük sorumlulukların verilmesi veya hiç sorumluluk verilmemesi tehlikelidir. Bunun yanında, çocuktan yaşından çok olgun davranmasını bekleme veya onun bebek gibi davranmasına izin verme de sakıncalıdır.


ÇOCUĞUMUN DAVRANIŞLARINI AŞIRI KONTROL ETMEMDE BİR SAKINCA VAR MIDIR?
Bazı anne babaların hatalarından birisi de çocuklarını asın kontrol etmeleri ve disiplin altında tutmalarıdır. Bu, genelde çok titiz ve hassas ebeveynlerde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle bazı anneler, çocukları hakkında her an ne yapıyor, ne ile meşgul oluyor, acaba bir problemi var mı, bir şey olur mu, başına bir iş gelir mi gibi düşüncelerle yaşamakta ve çocuklarını her an kontrol etmeye çalışmaktadırlar.

Elbette ki her anne baba, belli ölçülerde çocuğuna sahip çıkmalı ve çocuğunun o an nasıl bir durumda olduğunu merak etmelidir. Ama bunun ölçüsü kaçırılırsa, çocuklar aşırı kontrol edilirse, doğacak sıkıntının önemli bir kısmını çocuklar çekecektir Yani çocuk, her an kontrol edilme hissi ile yaşamakta bu da önde müthiş bir şekilde kaygı, gerginlik ve kendine karşı güvensizlik oluşturmaktadır. "Acaba hata yapar mıyım? Acaba annem görür mü? Acaba bu iş konusunda annem ne der? Acaba bu yaptığım için eleştirilir miyim?" gibi düşüncelerle yaşarlar. Çocukların bu kontrol durumuna reaksiyon olarak kaygıları daha da artmaktadır. Hatta bu durumu bazen o kadar ileri boyutlarda görmekteyiz ki, kontrol ve bağımlılığa alışan çocuk, annesinden ayrıldığı zaman sanki başına kötü bir şey gelecekmiş gibi endişe duyabilir. Yani annenin bedensel bir parçasıymış gibi yaşamaya alışmıştır.

Annesinden ayrılmak istemeyen çocuk, ileride ayrı kalmaktan çekinebilir. Annenin kaygısı ve endişesi, çocuğu da anlamsız bir şekilde kaygı ve endişeye sokabilir. O nedenle anne babaların çocuklarını belli ölçülerde kontrol etmeleri, onların bazı hatalarını görmezden gelmeleri (devam etme durumunda önlem almak şartı ile) onları bazı zamanlar kendi hâllerine bırakmaları, her an nerede ne yapıyor, düşüncesinden vazgeçmeleri, onlar için aşırı kaygı ve endişeye girmemeleri, çocuğun ufak tefek yanlışlarını tespit edip yüzüne vurmamaları uygun olur. Aşırı disiplin, mükemmeliyetçi davranışlar ve abartılı tavırlar, çocukları anne babanın sözlerine karşı pasif bir dirence iter. Bu direnç, yalan söyleme, tik, tırnak yeme, konuşma sorunları, altını ıslatma vb. gibi kaygı belirtilerine de yol açabilir.

Anne babaların çocuklarını kontrol etme konusunda bu dengeyi iyi ayarlamaları gerekir. Aynı zamanda çok kontrol edilen, eleştirilen çocukların kendi özgüvenlerinin eksik kalacağı, sosyal olarak çekingen olabilecekleri, anne babalarının bu aşırı kontrol ve isteklerinin de onları strese itebileceği hiçbir zaman unutulmamalıdır. Çocukların kontrol ve takibi onları bunaltmayacak ve germeyecek şekilde olmalıdır.


ANNE VE BABANIN ÇOCUĞA FARKLI YAKLAŞIMLARININ NE GİBİ SAKINCALARI VARDIR?
Genelde anne babalar, çocuklarına karşı davranışlarında tek bir çizgiyi tutturamazlar. Elbette ki anne babanın kişilik yapıları, yetiştirilme tarzları, anlayışları ve farklılıkları olacaktır. Bu durum çocuğun yetişme ve zekâ gelişiminde olumlu yönde katkılar sağlayabileceği gibi, farklı yaklaşımlar da çocukların psikolojik gelişiminde büyük sıkıntılar oluşturabilmektedir.

Çocuğun gelişim aşamalarından uygun bir şekilde geçmesi onun yaşına uygun eğitim almasında anne babanın yaklaşımları ve çocuğu yönlendirmeleri önemlidir. Bütün bunları şu şekilde örnek vererek açıklayabiliriz: Bir anne aşırı hoşgörülü baba ise aşırı disiplinli olabilir. Bu durumda çocuğun davranışları, konuşması, hal ve hareketleri tamamen iki farklı kutup tarafından yönlendirilmeye çalışılırsa çocukta davranış problemleri ve bazı psikolojik sorunlar yaşanabilir. Babanın koyduğu kuralı annenin bozması veya babanın hoşgörü gösterdiği bir davranışa annenin karşı koyması aile içinde olağan bir durumdur. Bu durum çocuğun davranış olarak kararsız, çekingen, çelişkili ve tutarsız bir hâlde davranmasına yol açar. Çünkü çocuk, gelişimini ve davranışlarını anne babasından aldığı olumlu ve olumsuz uyarılar ile şekillendirir. Çocuğa yansıyan çelişkili ve tutarsız davranış örnekleri çocukta değişik kaygı belirtilerinin (tırnak yeme, tik, konuşma zorlukları, uyku ve yeme bozuklukları vb.) ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Anne babaların mümkün olduğu kadar birbirlerini desteklemeleri, tutarsız davranmamaları, çocuğun yanında birbirinin uygulamalarını eleştirmemeleri gerekir. Bazı görüş farklılıkları olsa bile çocuğun olmadığı zamanlarda konuşularak ortak görüşün çıkması ve söz birliğinin sağlanması gerekir. Çocuğun sağlıklı gelişiminde anne babaların birlikte, çelişkisiz ve tutarlı olmaları çok önemlidir. Aksi taktirde bu farklılıklar ve anne babanın çelişkili davranışları çocuk tarafından kullanılabilir. Çocuğun anne babayı yönlendirmesi bu farklı tutumlardan dolayı kolaylaşabilir. Anne babaların ortak fikir ve görüş birliği ile çocuklarını yönlendirmeleri gerekirken, tam tersi olarak çocuk, anne babasını yönlendirebilir.

Bir başka nokta da anne baba dışındaki bir başka kişinin (genelde büyük anne, büyük babanın) anne babanın koyduğu kuralları ihlâl eden veya zayıflatan yaklaşımlarda bulunmasıdır. Bu durum da çocukların kurallara uymasını ve davranışlarının şekillenmesi engellemektedir. Anne baba arasındaki iletişim ve ortak karar alma mekanizması ne kadar iyi işler ve çocuğa yansıtılan davranışlar ne kadar birbiri tarafından desteklenirse o kadar sağlıklı ve gelişimi normal çocuklar yetişecektir.

Bir örnek vermek gerekirse, Mehmet 3 yaşında bir çocuktur. Kendi evlerinin üst katında büyük anne ve büyük babası oturmaktadır. Anne ve babası Mehmet'te belli bir davranış bütünlüğü sağlamak isterken koyulan kurallar üst katta farklı işlemektedir. Anne ve babanın sınırlamaları karşısında Mehmet, çareyi üst katta bularak büyük anne ve büyük babasını anne ve babasına karşı kullanmaya başlamıştır. Verilen sorumluluklara ve ondan istenenlere karşı kendisine büyük annesini ve büyük babasını destek olarak görmektedir. Bir süre sonra Mehmet'te olumsuz davranışlar şekillenmeye başlar. Anne ve baba, bu durum karşısında hep birlikte bir profesyonel yardıma başvurarak büyük anne ve büyük babanın tutumunu değiştirirler. Mehmet karşısında tutarlı ve istikrarlı bir tutum gördükten sonra, davranış problemlerinden teker teker kurtulur ve olumlu bir gelişme sürecine girer.

Burada şunu da belirtmek yerinde olacaktır, çocuklara yansıtılan davranışların zaman aşımıyla değişikliklere uğraması uygun değildir. Yani anne bugün koyduğu kuralı bir hafta sonra bozuyor veya tam tersi bir tutum izliyorsa (sebepsiz, gerekli bir neden olmadan) bu durum da çocukların gelişimini olumsuz yönde etkiler. Çocuk bir hafta önce tepki almadığı bir davranıştan bir hafta sonra tepki aldığını görürse bu, onun kendine güvenini azaltır. Onu çekingen, tedirgin ve kaygılı birisi hâline getirir. Yani çocuğun çevresinden (aile, arkadaş, okul, öğretmen ve sosyal çevre) devamlı tutarlı davranışları görmesi önemlidir.


ÇOCUĞUN CEZALANDIRILMA ŞEKLİ NASIL OLMALIDIR?
Çocuklarına güzel bir eğitim vermek, onları hayata hazırlamak her anne babanın temel hedeflerinden biridir. Devam eden hayat içerisinde çocukların iyi özellikler kazanması, bazı yönlendirmelerle mümkündür. Anne babanın her davranışının, yorumunun, olaylar karşısındaki tavrının ve tepkisinin çocuk üzerinde bir etkisi vardır. Anne baba-çocuk etkileşimi devam eden çok önemli bir süreçtir. Ve bu etkileşimin kalitesi, neredeyse çocuğun bütün hayatını etkiler.

6 aylık bir çocuk bile iyi bir şey yaptığında anne babanın göz teması ile onu desteklemesini ister veya kaşlarını çatarak istenmedik bir davranışın ifade edilmesini algılayabilir. Aslında günlük hayat içerisinde anne babalar farkında olmadan da çocuklarını ödüllendirmekte veya cezalandırmaktadırlar.

Bazı durumlarda ise çocuklar hatalı bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı zaman, anne babalarının tepkisiz kalması, o yanlışın devam etmesine sebep olmaktadır. Zamanında müdahale edilmeyen hata, devam edecek veya şekil değiştirebilecektir.

Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki göstermesi veya çocuğu tutarsız bir şekilde cezalandırması, ondaki sıkıntıyı artırmakta ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Ayrıca devamlı kontrol edilmeye çalışılan ve bu kontrol havası içerisinde gerginliğe itilen çocuklarda da psikolojik sorunlar ortaya çıkabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. O nedenle bebekken dahi, anne babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma şekli önemlidir. Bu uygulama çocuğun kişiliğinde ve sosyal gelişiminde ciddî tesirler bırakır. O nedenle bizi endişelendiren önemli noktalardan birisi de bu konuda anne babaların bilinçsiz bir şekilde uygulamalarda bulunmasıdır. Genelde çocukların yaşları ve yaptıkları hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları uygun olmak ile birlikte genel yaklaşımları; cezalandırmanın aşamalarını ve özelliklerini sizlere aktaracağız.


CEZALANDIRMANIN AŞAMALARI VE ÖZELLİKLERİ NASIL OLMALIDIR?
1- Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekilde ise uyarı şeklinde (bu da bir cezalandırmadır) müdahalede bulunmak gerekir. Bu, yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde de olabilir. Bu, çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir.

2- Yapılan hatanın şiddeti artmış veya sık sık tekrarlanıyorsa çocuk ile yaşına uygun bir şekilde konuşulmalıdır. Bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu, davranışın tekrarı hâlinde zararının neler olacağı çocuğa anlatılmalıdır. Bu davranışın yanlışlığının tarafınızdan istenmediğinin belirtilmesidir.

3- Yapılan hatanın devamı durumunda, hatanın büyüklüğü ne olursa olsun, anne baba tekrar çocuğu ile sevgiye dayalı ve ılımlı bir ortam oluşturmalıdır. Çocukla aşırı tepkiden ve yargılamadan kaçınarak konuşulmalı; ona, bu davranışın tekrarı hâlinde ne türlü cezalar alabileceği söylenmelidir.

Burada da çocuğun yaşı anne babanın bu durumu onunla konuşma tarzı ve üslûbu da önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar verecektir. İlerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeleyecektir.

4- Konuşma ve cezalandırılma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda, anne babanın ısrarla bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Burada hemen şunu belirtelim; anne babalar kesinlikle yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa söylememelidir. Ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zaman da hafifletici sebepler ile, bir karşılık sonucunda, affetmelidirler (Örneğin; Ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa: "Odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim." demek gibi).

Cezalandırmanın şekli ise burada önem kazanmaktadır. Bizim önerdiğimiz cezalandırma yöntemi, çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi veya ayrıcalıklarının kaldırılması (TV izleme, bilgisayar oynama, arkadaşları ile bir aktivite vb.) şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması ise son derece sakıncalıdır. Fiziksel cezalar, çocukların anne baba ile ilişkisini zedelemekte ve ortamı daha gergin hâle getirmektedir. Diğer cezalandırma yöntemleri; erken yatma, odasında yalnız olarak iki - üç dakika bekletme yöntemleri olabilir. Cezalandırma, çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ile yapılmalıdır.

5- Aldığınız bütün önlemlere rağmen, önüne geçilemeyen sıkıntılar için, anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda çocuklarda davranış bozuklukları, karşı gelme, uyum güçlükleri görülebilir.

Cezalandırma yöntemini etkileyen faktörler:

- Anne babanın cezayı takdim şekli
- Daha önceleri çocuğa verdikleri eğitim
- Anne baba dışındaki kimselerin durumu (büyük anne büyük baba vb.) Sosyal çevrenin özellikleri Okul çevresi
- Anne babanın birbirlerini desteklemeleri
- Anne babanın kişilik yapıları
- Çocuğa olan yakınlık derecesi
- Arkadaş çevresi
- Büyük veya küçük kardeşin tutumu
- Anne babanın daha önce tutarlı cezalandırma şekilleri genel olarak sayılabilir.

Bu arada yersiz ve abartılı cezalandırmaya bir örnek verelim: "Tuğçe yedi yaşında bir çocuktur; ilkokul birinci sınıfa gitmektedir. Bir gün okul dönüşü okulda defterini unuttuğunun farkına varır. Bunu anne babasına söylediğinde çok abartılı bir tepki görür. Anne babası, o akşam Tuğçe'ye televizyon izleme konusunda sınırlama getirirler. Tuğçe bu cezadan oldukça etkilenir. İlerleyen süreç içerisinde başka bir gün Tuğçe, yine ödev defterini okulda unutur; bu durumu anne ve babasına söyleyemez. Halbuki ödevlerini bir arkadaşına telefon açarak öğrenebilecekken, daha önceki abartılı tepkiden dolayı anne baba ile olan iletişimini ve kendini ifade etmesini sınırlar." Bu durum Tuğçe' nin uzun vadede, anne ve babasının abartılı tepkilerinden dolayı, onlarla iletişimini negatif etkileyebilir.

Bütün bunların yanı sıra ceza kelime olarak çok hoş olmayan bir kavramdır. Keşke bütün anne babalar, çocuklarının davranışlarını cezalandırma ile değil de ödüllendirme ile şekillendire-bilseler. Ceza, türü ne olursa olsun, insanın bilinç altında hoş olmayan duyguları çağrıştıran bir kelimedir. Çocukların başında onlara ceza vermek için fırsat kollayan bir savcı konumunda olmaktan çok, onların cezalarını hafifleten bir avukat olmak daha iyi olacaktır.


ÇOCUĞU ÖDÜLLENDİRME ŞEKLİ NASIL OLMALIDIR?
Hayatın ilerleyen aşamalarında çocuk gelişimi bazı yönlendirilmelere ihtiyaç duyar. Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde; onun başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını ödüllendirmesi önemlidir. Büyükler, istenmeyen davranışların ve yanlışların kalkması için cezalandırma yöntemini uygun bir şekilde gerçekleştirmelidir. Aynı şekilde ödüllendirme yöntemini de dengeli uygulamak gerekir. Bu durumda olumlu davranışların artması, ödüllendirme ile başarıların devamı söz konusu olacaktır.

6enelde anne ve babalar kötü davranışa odaklanırlar. Yani çocuğun gün içerisindeki olumsuz davranışlarını hemen fark ederler. Bu durum anne ve babanın çocuğa olumsuz mesaj verme sayısını artırır. Çocukla sadece olumsuz yönlerin vurgulanarak iletişim kurulması uzun vadede büyük problemler oluşturabilir.

Çocuğun olumlu davranışlarının onaylanması bebeklik döneminde başlar. Bir hareketten veya davranıştan sonra bebek, annenin veya babanın yüzüne bakar ve onlardan onay bekler. Eğer davranış onaylanırsa (gülümseme, kafa sallama, dokunma, ses ile onaylama, ona bir şey verme vb.) bebek o davranışını ilerletir ve davranışın değişik şekilleri artarak devam eder. Yani istenen davranış giderek güçlenir. Ama anne baba tarafından o davranıştan sonra olumsuz bir tavır (görmezden gelme, kaş çatma, ses ile ikaz, el ile engelleme, onu o ortamdan uzaklaştırma vb.) olursa, o davranış uzun süre devam etmez, giderek gücünü kaybeder.

Bu uygulamayı bebeklikten çocukluk dönemine ilerlettiğimizde yine aynı şekilde onay ve onaylamama çocuğun davranışlarının şekillenmesine neden olur. Ama unutulmamalıdır ki bütün bu söylediğimiz şeyler anne baba ile çocuk arasındaki normal bir ilişki ve karşılıklı etkileşim durumunda söz konusudur, diğer hâllerde ise anne baba ile çocuk arasında bozuk bir ilişki olduğunda tepkilere itiraz eder. Çocuk anne babanın dediklerinin tersini yapar, engellenme ve onaylanmamaya ters tepkiler verir. Bir başka deyişle kaygan zeminde araba sürmek çok kolay olmayacaktır. Bu zemini öncelikli olarak normalleştirmek gerekecektir. Anne babalar, çocukları ile ilişki zemininin kaygan olduğu dönemde daha da fazla cezalandırma yoluna gitmeden önce, o zemini düzeltmelidirler.

Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli, yaş ve ailenin durumuna göre genelde değişiklikler gösterir. Ama şunu hemen belirtelim ki en iyi ödüllendirme şekli maddî ödüller yerine duygusal ve sosyal teşviklerdir. Anne babaların genel yanlışı, çocuğa hediye almayı sanki en iyi ödüllendirmeymiş gibi algılamalarıdır. Bu şekilde devamlı bir şeyler alınmaya ve verilmeye alıştırılan çocuk ise gün gelecek, en iyi ve pahalı hediyelerle bile mutlu olamayacaktır. Günümüzde mutsuz çocukların artmasının nedenlerinden bir tanesi de budur. Aslında anne babasının öpmesi, kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona güzel sözler söylemesi, başarılarını anlatması ve takdir etmesi şeklindeki ödüllendirme ise en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir. Burada bir örnek verelim: Anne baba çocuklarına ödül olsun, diye pokemon kartları alıyordu. Çocuk da o kartlar ile kumara benzer oyunlar oynuyordu. Bu şekilde ödüllendirme daha çok çocuğu cezalandırma gibidir. Zararlı şeylerden ödül olmaz.

Anne babaların bu türlü bir duygusal ödüllendirmenin yanı sıra, imkânları ölçüsünde ek hediyeler vermeleri de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Anne babaların çocuklara alınan hediyelerdeki ölçüsü, maddî değeri yerme manevî değerini ön plâna çıkan hediyeler tercih edilmelidir. Ama bunu bazı anne babalar uygulasa bile günümüzün tüketim toplumunda çevresinden ve arkadaşlarından etkilenen çocukları yönlendirmek ebeveynler için hayli zor olmaktadır.

Burada bir örnek vermek istiyorum: "Ahmet 5 yaşında bir çocuktur. Anne babası tarafından ödüllendirme amacı ile sürekli maddî hediyeler, oyuncaklar, kıyafetler, onun istediği yiyecekler alınmıştır. Anne ve baba bu durumun iyi bir ödüllendirme şekli olduğunu düşünmektedir. Ancak çocuğun istekleri giderek artmaktadır. Çocuk sürekli bir tüketim ve doyumsuzluk içerisine girmiştir. Artık diğer çocuklar için pahalı sayılabilecek oyuncaklar bile onu en fazla bir gün mutlu etmektedir. Ahmet'te bu talepkâr yapıya paralel olarak istekler devam ederken, anne baba artık Ahmet'in bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaya başlamıştır. Ahmet her gördüğü şeyi aldırmak için anne babasını zorlamaya devam etmektedir. Bir yere gidildiğinde orada gördüğü oyuncağı aldırtmak için kendisini yerlere atmaktadır. Bu durumda Ahmet ile anne babanın arasındaki ilişki giderek daha sıkıntılı hâle gelmiştir. En sonunda aile profesyonel yardım için uzmana başvurmaya karar vermiştir." Bu örnekte anne baba, çocuğu ödüllendirme şekli olarak daha çok maddî hediyeleri ön plâna çıkarmıştır. Bu da çocukta bilinçsiz istekleri ve diğer sosyal alanlarda mutsuzluğu getirmiştir. Çocuk, başka şekilde onaylanmadığı ve takdir edilmediği için kendisini bu şekilde mutlu etmeye uğraşmaktadır.

Bazı ödüllendirme şekilleri:

1- Bebeklik döneminde ödüllendirme şekli;
- Öpme
- Okşama
- Sevme
- Kucaklama
- Onunla oynama
- Besleme
- Sezdirme
- Onunla meşgul olma
- Onunla konuşma
- Onu sevdiğini hissettirme vb.

(Not: Bu davranışların, normal zamanlarda da yapılması zaten gerekli olmakla birlikte, çocuk ödüllendirilmek istendiğinde özellikle yapılması da önemlidir.)

2- Okul öncesi dönemde ödüllendirme şekli;
- Öpme
- Okşama
- Sevme
- Kucaklama
- Onunla oynama
- Onunla gezme
- Birlikte vakit geçirme
- Söz olarak onaylandığını vurgulama
- Ona hoşuna gidecek sözler söyleme
- Onun sevildiğini hissettirme
- Gelişim dönemine uygun oyuncak ve hediyeler alma (Bu hediyelerin manevî değeri ön plâna çıkarılmalıdır).
- Onunla sportif aktiviteler yapma vb.

3- Okul döneminde ödüllendirme şekli;
- Öpme
- Okşama
- Sevme
- Onunla oynama
- Onunla birlikte gezme
- Sevgi mesajları verme
- Birlikte ders çalışma
- Onaylandığını hissettirme
- Kabiliyetlerini ön plâna çıkaracak program ve aktivitelere yönlendirme
- Ona hoşuna gidecek sözler söyleme
- Sportif faaliyetler yapma
- Birlikte gezinti
- Dışarıda bir yemek vb.

Bütün bu ödüllendirmeler ve onaylamalar, çocuklara uygulanmalıdır ama ödüllendirme özellikle onaylanması gereken davranışlar için vurgulanmalıdır. Anne babalar, ödüllendirmeyi belli bir hedefe, başarıya karşılık yapmaları, o hedeflere ulaşılmayı kolaylaştırır ama verilen sözlerin kesinlikle yerine getirilmesi ilerleyen hedeflere ulaşma ve ödüllendirmenin ciddiyeti açısından çok önemlidir. Anne babaların ödülü sadece çocuğun yaptığı olumlu davranışlarda uygulaması ve bir başarı sonucunda ödül olur, düşüncesinin yerleştirilmesi yanlıştır. Bu nedenle çocuk ile normal zamanlarda da yukarıda sözü edilen davranışların yerine getirilmesi önemlidir.


ÇALIŞAN ANNELER OLARAK ÇOCUĞUMUZ ÎLE NASIL İLGİLENMELİYİZ?
Günümüzde pek çok anne de bazen babalar kadar yoğun bir is temposu ile çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Çalışan annelerin kafalarında onların zihnini meşgul eden birkaç önemli soru vardır: "Acaba çocuklarımla yeterince ilgilenebiliyor muyum? Çocuklarımı ihmal ediyor muyum? Çalışmasam daha mı iyi olur ? Hem çalışıp hem de çocuklarım ile nasıl ilgilenebilirim?"

Bütün bu sorulara anneler kendilerince cevap vermekte ve asıl doğru olan cevabı bulma konusunda bazen tereddüde düşmektedirler. Kimi zaman anneler, çocukları için meslekî hayatlarını sonlandırmakta, kimi zaman da kendilerinin sonradan memnun kalmayacağı kararlar vermektedirler. Çalışan annelerin bazıları ise çocukları için yapabilecekleri her şeyi yapmalarına rağmen "Acaba daha başka neler yapmalıyım?" gibi soruları kendilerine yöneltmektedirler. Bütün bunların yanı sıra, çalışan annelerin yapması gerekenleri söylemeye çalışalım:

Çalışması gereken anne adaylarının, çalışmaya başlamadan veya meslek seçmeden önce, özellikle kendilerine ve çocuklarına vakit ayırabilecekleri ve fiziksel olarak çok zorlanmayacakları meslekleri seçmeleri gerekmektedir. Aksi taktirde bir çocuğun bakımını üstlenmek ve ev işlerinde kendine düşen görevleri yerine getirmek, ağır işlerde çalışan anneler için oldukça zor olmaktadır.

Çalışan annelerin, daha çocukları doğmadan önce mümkün olduğu kadar işlerini ayarlayarak, özellikle hamileliğin son aylarında ve doğumdan sonraki dönemde muayyen bir süre için (Bu zaman dilimi kişinin işi ve işyerine göre 6 ay ile 3 yıl arasında değişebilir.) işlerine ara vermeleri gerekmektedir. Çocuğun neredeyse bütün hayatını etkileyecek olan 0-3 yaş arası dönem çocuk için ve çocuk anne ilişkisi açısından çok önemlidir. Bu dönemdeki anne çocuk ilişkisinin önemli olduğu ve birinci plânda

çocuğun bakımının anne tarafından yapılmasının önemini ne kadar vurgulasak azdır.

Özellikle hemen işe dönmek zorunda olan annelerin çocukları için bu durum stres etkeni sayılmaktadır. Hemen ise dönmek zorunda olan anneler için, bu dönemde çalışma saatleri dışında çocuğun bakımı ve sevgi ihtiyacının anne tarafından mümkün olduğunca eksiksiz karşılanması çok önemli olmaktadır. Gündüz bakıcı veya akraba yanında olan çocuk için akşam saatleri, anne ve baba ile geçirilen önemli bir zaman dilimi olmakta ve dolu dolu geçirilmesi gerekmektedir. Çocuğun ilgi ve sevgi ihtiyacının karşılanması birçok (önemli) psikiyatrik problemin oluşumunu engellemek için gereklidir. Anne ile olan bağın kuvvetli olması, ilerdeki psikolojik sıkıntıların önüne geçilmesinde önemlidir.

Çocukların yaşları büyüdükçe yapılan faaliyetler ve geçirilen ortak zamanlardaki aktiviteler değişmekle birlikte çalışan anne ve babalar için en temel tavsiyemiz şu olmaktadır: Çocuklarınız ile akşamları ve hafta sonları dolu dolu vakit geçirmelisiniz. Eğer çocuğun gündüz anne babasından alamadığı ilgi, sevgi ve şefkat ihtiyacı akşamları da telâfi edilmezse, çocuklarda birçok problemin oluşması için zemin hazırlanmış olur.

Konuyla ilgili şöyle bir örnek vermek istiyorum:"Ayşe, ilkokul 1. sınıfa gitmekte ve anne babası çalıştığı için gündüz, okul dışındaki zamanlarda, anneannesinin yanında bulunmaktadır. Ayşe sabah okula gitmekte ve öğle vakti okuldan anneannesinin yanına geldiğinde yemeğini yiyerek, biraz dinlendikten sonra derslerine çalışmaktadır. Anneannesinin yanında çok rahat olmasına rağmen, akşamın olmasını iple çekmekte ve anne babası ile birlikte olacağı anı sabırsızlıkla beklemektedir. Akşam olduğunda Ayşe'yi anne veya baba bulunduğu yerden alarak eve getirir. Ayşe annesi ile okulda neler olduğunu konuşmak isterken, annesi, Ayşe'yi babasının yanına göndermekte "Haydi benim işim var, yemek yapıyorum. Babanın yanına git. Zaten çok yoruldum." gibi sözler söylemektedir. Ayşe kırılan umuduna rağmen babanın yanına gitmekte babası; televizyonda haberleri izlediği için yarı uyur vaziyette ciddiye almadan Ayşe'yi dinlemekte, daha doğrusu dinliyormuş gibi yapmaktadır. Ayşe konuşurken babanın gözü televizyondadır ve Ayşe'ye sadece kısa cevaplar vermektedir. Ayşe her şeye rağmen yine babası ile konuşmaya çalışmakta ve ona o gün yaşanan olayları anlatmaktadır. Derken yemek hazır oluyor ve yemek yendikten sonra Ayşe'ye "Hadi, sen biraz ders çalış bakalım." denmekte ve Ayşe'nin akşam anne ve babası ile geçireceği zaman ve konuşacağı şeyler suya düşmektedir. Daha sonra Ayşe'nin uykusu gelmekte ve sabah erken kalktığı için erkenden yatmaktadır. Bu örnekte anne ve baba Ayşe ile yeterince ilgilenmemekte, ona yeterince vakit ayırmamaktadır."

Hemen belirtmeliyiz ki babaların çalışan annelere mümkün olduğunca yardımcı olması gerekmektedir. Çocuk bakımını ve ev işleri sorumluluğunu sadece annelere bırakmak çok büyük bir haksızlıktır. Babaların çalışan annelere yardımcı olması, onların ev ile ilgili görevlerine yardım etmesi, çocuk bakımı ve eğitimi ile ilgili sorumluluğu anneyle beraber üstlenmesi gerekir.

Çalışan anne ve babalara şu önemli notu iletmek gerekir: Çocuk ile geçirilen vaktin miktarı önemli değil, o vaktin kalitesi önemlidir. Yani nice çalışmayan anneler vardır ki çocukları ile çoğu zaman beraberdirler, ama çocuklarına yeterince ilgi ve sevgiyi veremezler. Aynı şekilde nice çalışan anneler vardır ki akşam çocuğu ile geçirdiği çok verimli en azından 20-30 dakikalık vakit ile çocuğun ilgi ve sevgi ihtiyacını karşılayabilmektedir.

AİLE ORTAMININ ÇOCUĞA ETKİLERİ NELERDİR?
Aile, bireyin ve toplumun fonksiyonlarında en temel öğedir. Aile bireyin; beslenme, bakım, sevgi, duygusal, psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerlen kazanma, sağlıklı zekâ gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı ilk yerdir.

Aile ortamı, psiko-sosyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir. Bu ilişkiler, bireyin kendine güvenmesini, kendine ve diğer bireylere sevgi duymasını, kimlik kazanmasını, kişilik gelişimini, sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma adaptasyon sürecini olumlu yönde etkiler.

Aileyi oluşturan bireyler birbirinden etkilenir. Bu durumu aynı vücutta bulunan organlara benzetebiliriz. Aileyi her yönden etkileşim içerisinde, bir bütün olarak yaşayan bir organizma saymak yanlış olmaz. Organların birindeki arıza, diğer organların ritmini, işleyişini ve fonksiyonelliğini etkiler.

Ailenin kendi içerisinde etkileşen bir sistem oluşu, bu yapı içerisinde, bu yapıyı oluşturan bireylerin bazı kurallara uyması zorunluluğunu getirir. Bu yapı içerisindeki her birey kurallara uymak, karşılıklı olarak rolleri üstlenmek ve mevcut yetkileri paylaşmak durumundadır.

Aileyi bir organizma olarak ele almıştık. Bu organizmada bir denge hâli söz konusudur. Aile bireylerinin etkileşim ve iletişimindeki problemler, rollerdeki karmaşa, yetkilerin yersiz ve yanlış kullanılması, bu yapı içerisindeki kuralları çiğnemek, yerleşmiş olan mevcut dengeyi bozar.

Kuralların aşırı katı veya çok esnek olmaması aileyi daha güçlü hâle getirir. Kuralları çiğneyen bireye karşı, diğer aile bireyleri ortak cephe alırlar. Kuralları çiğneyen aile bireyine, genelde diğer aile üyelerinin gösterdiği tepki, yanlışı yapan kişiyi yaptığı yanlıştan vazgeçirmeye çalışmak, görmezlikten gelmek, konuşmamak, pasif direniş göstermek, azarlamak, cezalandırmaya çalışmak, alay etmek gibi değişik reaksiyonlar şeklinde olabilir.

Aile fonksiyonlarını ele alırken, evde yasayan diğer bireyler, akraba ve arkadaş çevresi de bazı sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Aynı zamanda bu etkileşim sürecinde adı geçen bireyler, mevcut sorunların daha da ağır hâle gelmesine, hatta bazen çözümsüzlüğe yaklaşmasına sebep olabilir. Bu durum, geleneksel Türk aile yapısında zaman zaman görülebilir. Bunun telâfisi veya hiç olmaması için ailenin tam fonksiyonel hâlde olması, kurallara uyulması, rollerde karmaşanın olmaması, iletişim ve etkileşimin yeterli olunması gereklidir.

Aile üyeleri içinde yetki paylaşımı vardır. Yetkiyi şu şekilde tanımlayabiliriz: Aile içindeki bir bireyin, diğer bir bireyin davranışını değiştirme gücüne sahip olmasıdır. Genelde aile içindeki ihtiyaçları (ailenin maddî ihtiyaçları, sosyal faaliyetler, sağlık, sevgi gereksinimi vb.) karşılayan bireyin yetki gücü daha fazladır. Bu yetki gücü, kültürel ve toplumsal değerlerin de etkisi altındadır.

Aile fonksiyonelliğinde, sağlıklı aile için bir diğer önemli husus, aileyi oluşturan bireylerin aile adına verilen kararlara katılmasıdır. Bu durumda herkesin makul derecede, ihtiyaç ve isteklerine saygı gösterilmesi çok büyük bir önem taşır. Bu durum karşılıklı güven ortamının devamını sağlar.

Bir diğer önemli husus da aile içindeki bireylerin duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmeleri ile ailenin sağlıklı fonksiyonları arasında çok büyük bir bağ olmasıdır. Sınırları kapalı, bireylerin, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edemediği, herkesin kendi dünyasında yaşadığı bir aile yapısında ise bireylerde değişik sıkıntılar zamanla oluşmaya başlar. Bu sıkıntılar arasında, depresyon, endişe, huzursuzluklar, düşmanlık ve suçluluk hâli gibi duygulara çok sık rastlanır. Sınırları açık ve herkesin rahatça kendini ifade edebildiği ailelerde ise bunun tam tersi olarak, iyi niyet, karşılıklı anlayış, iş birliği, ortak düşünceler, birbiri için fedakârlık, birbirine karşı samimiyet, sevgi, geleceğe güven ile bakma gibi durumlara rastlanır.

Ailede iletişim ve etkileşim en önemli konudur. İletişimin olmadığı herhangi bir zaman yoktur. İki insan yan yana geldiğinde, hiç konuşmamanın bile bir anlamı vardır. Yanlış iletişim ve etkileşim veya yetersiz iletişim ailede sorunlara yol açan nedenlerin başında gelir. Aile bireyleri birbirleriyle sözlü ya da jest ve mimikleriyle anlaşırlar. Bu durumdaki aksama aileyi çok olumsuz etkiler.

Ailedeki normal iletişim ve etkileşimi engelleyen faktörler:

- Aileyi ve bireyleri ilgilendiren konular üzerinde, yüzeysel konuşma
- Aşırı soru sorma, yersiz şüphe ve tereddütler Yapay ilgi gösterme
- Konuşma ve açıklama olmadan, karşı tarafın hareketlerini, düşüncelerini yorumlamaya ve tahmin etmeye çalışma
- Seçmişteki üzücü ve tatsız olayları sık sık gündeme getirme
- Sorulan soruları cevapsız bırakma
- Bireylere söz ile baskı kurmaya çalışma
- Abartılı bir şekilde onaylama veya reddetme
- Sık sık öneride bulunma veya kişisel düşünceleri kabule zorlama
- Suçlama, eleştirme, olumsuz değerlendirmeler yapma
- Emir verme, tehdit etme
- Samimiyetten uzak kalma, yalan söyleme
- Alay etme, küçük düşürmeye çalışma, fikirlere değer vermeme
- Olayların olumsuz yönlerini ortaya çıkarmaya çalışma
- Küçük hataları çok abartma
- Fedakârlığı devamlı karşı taraftan bekleme
- Ortak faaliyetlere gereken önemi vermeme
- Karşıdakine, ifade etme imkânı tanımama

Bu şekilde iletişim ve etkileşim içinde bulunan aile yapısında bireyler arası iletişimde, karşıdaki kişiyi rahatsız etme, sert şekilde bakma, yüz buruşturma, konuşmama ve yalan söyleme gibi durumların gözükmesi kaçınılmazdır.

Unutulmamalı ki yaşayan her fert; kendine özgü anlayışı, kişiliği, değer yapısı, entellektüel düzeyi, duygu ve düşünceleri, kimlik yapısı, yetişme tarzı, sosyokültürel statüsü ile yaşayan, hisseden, etkilenen biyo-psikososyal bir bütündür. Bu durumda konuşulan her sözün, verilen her mesajın, her jest ve mimiğin iyi veya kötü manada karşıdaki kişide bir etki yaptığı kesindir.

Aile üyelerinin birbirinden aldıkları mesajlar aile fertlerinin kendilerini değerli, değersiz veya güvenli hissetmelerine yol açar. Bu durum onların psiko-sosyal ve sosyokültürel konumlarını, işlevselliklerini ve ruhsal durumlarını etkiler. Sonuç olarak sağlıklı birey, sağlıklı ve fonksiyonel aileyi oluşturacak, sağlıklı aile de sağlıklı toplumu oluşturacaktır.


ANNE BABANIN ÇOCUĞA ETKİLERİ NELERDİR?
Anne babanın ve aile ortamının, doğduğu andan itibaren devam eden süreç içerisinde çocuğa etkisi büyük olmaktadır. Anne babanın:

- Kişilik yapıları
- Eğitim durumları
- Meslekleri
- Zekâ düzeyleri
- Bedensel ve ruhsal hastalıkları
- Psiko-sosyal durumları
- Sosyokültürel statüleri
- Yetişme tarzları ve kendi anne babalarından gördükleri davranışlar
- Çocuğa yaklaşım tarzları
- Çocuk için ayırdıkları vakit vb. durumlar, çocuğu birinci derecede etkiler.

Çocuğun bu türlü anne baba etkileşiminin yanı sıra

- Ailenin sosyoekonomik durumu
- Ailenin teknolojiden yararlanması
- Ev ortamının yeterliliği
- Ev ortamındaki huzur ve anlaşma durumu
- Yaşanılan şehir
- Evin bulunduğu sosyokültürel çevre
- Sosyal imkânlar
- Devletin sunduğu imkânlar
- Okul ve öğretmen durumu
- Akrabaların durumu ve konumu
- Sağlık hizmetlerinden yararlanma da çocuğu etkileyen faktörler arasında yer alır.

İletişim ve medya araçlarının durumu gibi sayılmayacak kadar faktörlerden etkilenmesi söz konusudur. Bütün bu etkileşimler ile çocuğun psiko-sosyal, sosyokültürel gelişimi ve şekillenmesi sağlanır.

Olumsuz mesajların ve iletişimin ailenin her bireyine, özellikle çocuklara etkisi çok fazladır. Unutulmamalı ki yaşayan ve gelişen bir psiko-sosyal varlık olan çocuk; konuşulan her sözden, jest ve mimikten, tavır ve davranıştan, iyi veya kötü olarak etkilenecek bu etkilenme ile çocuğun kimlik, kişilik ve psiko-sosyal yapısı şekillenecektir.

İdeal aile ortamı çocuğun sağlıklı, bedensel ve ruhsal gelişmesini sağlayacaktır. Aksi taktirde aile fonksiyonelliğindeki arızalar, çocuklarda ve aile bireylerinde psikiyatrik rahatsızlıklar şeklinde kendini gösterecektir. Çocukların genel durumu aileden, çevre ve toplumdan kesinlikle etkilenecektir. Sağlıklı bireyler yetişmesi için fonksiyonel ailelere ihtiyaç vardır. Açının kollarını bu duruma örnek verebiliriz. Açının oluşma yerindeki açıklık ile sonundaki açıklık arasında büyük fark vardır. Yani çocukluktaki her yanlış veya doğru etki; ileride davranış, söz, tepki ile bir bütün içerisinde kendisini gösterecektir. Hayatın temel kurallarından bir tanesi de etki tepki prensibidir. İyi veya kötü her etki, o çeşitten bir tepki veya belirti olarak ortaya çıkacaktır.

İsterseniz bazı genel etki tepki örnekleri verelim:

Çocuğu sevmek, değer vermek, kabul edip onaylamak, ailede güven ortamı oluşturmak, sevdiğini ve kabullendiğini söz ve davranış olarak aktarmak, yeri geldiğinde sabırlı ve ilgili olmak; normal gelişimi, kendine güveni, insana ve topluma sevgiyi, başarılı bir sosyal adaptasyonu ifade eder.

Çocuğu kabullenmemek, açıkça istememek, bunu söz ve davranışlarla göstermek, bazı gereksinimleri (sevgi, bakım, gelişim, vb.) ihmal etmek sonucunda; kendine, aileye ve topluma güvensizlik, sınırlı duygusal yapı, suça eğilimli olma, aynı problemli davranışı toplum içerisinde sergileme ve yalnızlık gibi olumsuz durumları ortaya çıkarır.

Aşırı titiz olma, kıyaslama, sık sık eleştirme ve başarılardan tatmin olmama, başarıları onaylamama, uyumsuzluk içinde olma, kendini ifade etmesine izin vermeme gibi davranışlar sonucunda; çekingen, kararsız, başkaları tarafından yargılanma korkusu içinde bulunan, kendine güvensiz, kabiliyetleri ve becerileri olmasına rağmen onları ortaya koyamayan kişilikler oluşur.

Aşırı müdahaleci, koruyucu olma, çocuğun kendini ortaya koymasına izin vermeme., onun yerine bazı görevleri üstlenme, yaşından küçükmüş gibi davranma, sınırları aşırı gevşetme, şımartma, kuralsızlıklar sonucunda; kabiliyet ve becerileri gelişmemiş, sosyal gelişimi yetersiz, devamlı talepkâr, başkalarına bağımlı, beklenen olgunluğa ulaşamamış, çok çabuk karşı gelen, sosyal çevresine adaptasyonda zorlanan, engellenmeye tahammülsüz ve mutsuz çocuklar yetişir.


ÇOCUKU İLGÎLÎ BEKLENTİLER NASIL BELİRLENMELİDİR?
Çocuktan beklentiler bazen çok fazla olabilmektedir. Bu beklentilerin fazlalığını şu şekilde belirleyebiliriz: İstenen ve beklenen görevin, onun takvim yaşından ve gelişim döneminden fazla olması, yeteneklerinden daha üst düzeyde bulunması, motor becerilerinin üstünde olması ve o dönemdeki psikolojik durumunu zorlaması gibi.

Beklentilerin (ders, sosyal beceriler, sanatsal faaliyetler, sportif faaliyetler, evde verilen görevler vb.) fazla olması çocuğun aşın strese girmesine ve bu beklentileri yerine getirememesi ile birlikte de öz güveninde zedelenme yaşayarak "Ben yapamıyorum.", "Ben başaramıyorum.", "Ben beceriksizim." gibi düşüncelere girmesine neden olabilir. Bu düşünceler uzun vadede çocuğun öz güveninde zedelenmelere yol açabilir.

Bunun tam tersi olarak çocuğa yapabileceği görevleri vermemek de çocuğun gelişimine negatif etkide bulunacaktır. Bu iki denge arasında şekillendirme yapmak uygun olacaktır.

Çocuktan beklentilerin belirlenmesi için en önemli şartlardan birisi onun yeterince tanınmış olmasıdır. Çocuğunuzun kabiliyet, mizaç, kişilik özellikleri, ders durumu, genel bilgi düzeyi, sosyal ilişkileri gibi temel konular hakkında bilgi sahibi olmanız, onu daha iyi tanımanıza ve ona yaşına uygun görevler vermenize katkıda bulunacaktır.

Beklentileri ve yaşma uygun görevlerin miktarını zamanla artırmak mümkündür. Ama burada öncelikli olarak altını çizmemiz gereken konu bunun zamanla sağlanması ve çocuğun gelişmesine göre şekillendirilmesidir. En güzel ve pratik yaklaşım ise, çocuğu teşvik ederek ve uygun imkân sağlayarak verilen görevleri yaptıkça ve başardıkça ona daha üst görevleri vermektir.


FİZİKSEL OLARAK CEZALANDIRMANIN ETKİLERİ NELERDİR?
Fiziksel ceza bazı ebeveynlerin sık başvurdukları cezalandırma yöntemlerindendir. Cezalandırma kelimesi aslında hiç kulağa hoş gelmeyen bir kavram olmakla birlikte çocuk eğitiminde bazı dönemlerde gerekmektedir. Çocuklara uygulanan bu cezalandırmanın sekli ve dozu önemlidir (Bkz. çocuğun cezalandırılma sekli nasıl olmalıdır?).

Bazı ebeveynler dayağa çok sık başvurduklarından dolayı çocukları ürkek, pasif, kırılgan, mutsuz olabilirler. Bunun tam tersi olarak hiçbir cezanın etkilemediği, sınırlarını bilmeyen, fazla miktarda davranış problemleri olan, duyarsızlaşmış çocuklar da yetişebilir.

Çocukları cezalandırmadaki amaç onlara zarar vermek değil, cezalandırılmışlık hissini yaşamaları ve yaptıklarının yanlış olduğunun farkına varmalarıdır. Fiziksel ceza hiçbir zaman uygun olmayan bir yöntemdir. Çocuğun genel psikolojik gelişiminde önemli problemlere yol açabilir.

Eğitimsiz ailelerde çocuklara yönelik fiziksel şiddetin daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu durum çocuğun arkadaşlarına da şiddet uygulamasını kolaylaştırır. Erişkin bir birey olduğunda ise, kendi çocuğuna veya eşine şiddet uygulamasını kolaylaştıracaktır.

Okulda öğretmenlerin de çocuklara bu türlü cezalandırma yöntemlerini uygulamamaları önemlidir. Çünkü çocuk aynı zararlı etkileri burada da yaşayabilir.

Dayak atılan çocukta öz güven eksikliği, depresyon, mutsuzluk, şiddete eğilim, anne babaya karşı öfke, uyumsuzluk, davranış problemleri, çekingenlik, pasiflik, çabuk ağlamaya meyil, yanlış duygusal reaksiyonlar, ümitsizlik, saldırgan davranışlar görülebilir. Bütün bunların olmaması için fiziksel ceza yerine diğer cezalandırma yöntemlerinin kullanılması uygundur.


KIYASLAMA YAPMAK DOĞRU MUDUR?
Kıyaslama yapmak çocuklar için oldukça stres veren bir durumdur. Anne babanın veya çocuk üzerinde etkili herhangi bir büyüğün çocuğu başkaları ile kıyaslaması, onu oldukça fazla sıkıntıya sokacaktır. "Bak falan şunları başarmış sen niye yapamadın?" "Kardeşin şöyle yapıyor sende yapsan!" gibi mesajlar çocuklar için olumlu mesajlar değildir. Bu türlü mesajlar çocuğa "Sen yetersizsin." "Onlar daha iyi." mesajını vererek çocuğun öz güveni konusunda sıkıntılara girmesine neden olur. Kıyaslama yapmak çocuk için bir mutsuzluk kaynağıdır.

Çocuklar ile görüştüğümüzde bu türlü kıyaslama yapan ebeveynlere karşı öfke dolu olduklarını gözlemlemekteyiz. Bu durum onları bilinç dışı bir rekabete iterek, kıyaslama yapılan kişi ile de duygusal sıkıntılara girmesine neden olacaktır. Çocuğun öz güven ve kişilik gelişimi için kıyaslama yapmadan, başarıyı teşvik etmek çok önemlidir. Kıyaslama çocuğu daha gergin, kaygılı, güvensiz, mutsuz, yetersiz hâle getirecektir. Anne babaların ve çocuğa bakan kişilerin bu konuya özenle dikkat etmeleri, çocuğun ruh sağlığı açısından oldukça önemlidir.


AİLEYİ ETKİLEYEN STRES FAKTÖRLERİ ÇOCUĞU NASIL ETKİLER, BU DURUMDA NELER YAPILMALIDIR?
Çocuklar da dahil olmak üzere, yasayan her canlıyı stres etkiler. Zaten stres etkeninin bir insanı etkilememesi durumunda da normal bir psikolojik yapıdan bahsetmek zor olur. Bu etkilenme her bireyde az veya çok değişik şekillerde görülür. Çocuğun yetişmesinde, hayata adım atmasında en önemli ve vazgeçilmez basamak olan aile ortamı da çocukların psiko-sosyal gelişimini doğrudan etkiler. Aileyi etkileyen her türlü olayın çocukta büyük veya küçük bir etkisini görmek mümkündür. Aile ortamını, yasayan bir organizma olarak kabul edebiliriz. Nasıl ki kişinin bir organı hasta olduğunda bütün vücudu etkilenir ve işlev kaybına uğrar; aynı şekilde aile üyelerinden birindeki bedensel veya ruhsal sorun veya onu etkileyen stres etkeni de aile üyelerinin işleyişini, psikolojisini ve yapısını etkileyecektir. Bu etkilenme sonucunda aile ile birlikte aile içindeki her bireyde, yakın veya uzak gelecekte bazı etkilenme belirtilerinin görülmesi kaçınılmazdır.

Şunun altını çizmek gerekir ki aileyi oluşturan temel unsurlar olan anne ve babanın çocukluk dönemindeki durumları, hayatları boyunca karşılaştıkları olaylar, şu anki kişilik yapıları, eğitim durumları, çevre şartlarından etkilenmeleri, toplumsal statüleri gibi birçok konu, ailenin bu gününü ve geleceğini her konuda etkileyecektir. Yani bir anne babanın küçükken başından geçen bir hadise veya anne babasından devamlı olarak gördüğü davranış tarzı onun stres etkenine karşı cevap durumunu, aynı zamanda çocuğuna karşı uyguladığı eğitimi veya gösterdiği tepkiyi etkiler.

Bununla birlikte bir ailenin şu anki durumunu ve stres etkenine karşı gösterdiği cevabı tam olarak değerlendirmek için onun geçmişindeki etkenleri hesaba katmak yerinde olur. Basit bir örnek verelim: Anne babanın çocukken karşılaştığı bir ölüm olayında, kendi anne babalarının tepkisi, onların şu an aynı olay karşısındaki tepkilerini belirler. Bu örnekleri artırabiliriz. Anne babanın hayatında karşılaştığı her olay, onların şu anki durumlarına ve kişiliğinin şekillenmesine negatif veya pozitif bir etkide bulunmuştur. Aynı zamanda aile içerisindeki her bir çocuğun hemen her konudaki iyi veya kötü yönde etkilenmeleri de onların gelecekteki durumlarını belirleyecektir.

Sonuç olarak stres etkenlerinin, strese anne babanın verdiği cevabın, stres etkeninin süresinin, destek faktörlerinin, stres sonucunda ailenin aldığı konumun çocuğun gelişiminde kesin bir etkisi vardır. Bu çocuk ister anne karnında, ister 6 aylık olsun hiç fark etmez. Bu stres etkenlerinin kısa ve uzun dönemde birçok etkisi olacaktır. Anne babaya düşen görev bu etkilenmenin olumsuzluklarını en aza indirmesi, hatta bu stres ortamında bile çocuğu adına kazanımlar sağlamasıdır.

Stres etkenlerini sıralayacak olursak (herhangi bir aile üyesini veya bütün aileyi etkileyen):

- Bir yakının ya da arkadaşın ölümü
- Taşınma
- Ayrılık
- Boşanma
- Göç
- Ekonomik zorluklar
- Bedensel hastalıklar
- Tabiî afetler
- Sosyokültürel sorunlar
- Cinsel ya da fiziksel istismar
- Ebeveynlerdeki madde bağımlılığı
- Çocuğa yeterli ilgi ve sevginin verilememesi
- Çocuğun sağlık bakımının yapılamaması
- Çocuktaki zekâ sorunlarına paralel olmayan, aşırı beklenti içinde olma
- İşsizlik
- Yeni bir iş
- Ebeveynlerin iş yerinde terfi etmesi (İş yoğunluğunu ve başarı kaygısını artırarak çocuğa olan ilgiyi azaltabilir.)
- Yeni bir kardeş doğumu
- Toplumu etkileyen stres faktörleri
- Suça bulaşma ve sabıkalı olma
- İkinci evlilik
- Anne babanın aşırı koruması
- Çocuğu çok aşırı kontrol
- Okuryazar olmama
- Okuldaki şiddet olayları
- Okul sorunları
- Eğitim sistemi ile ilgili sorunlar, vb.

Aileyi etkileyen stres etkenleri sonucunda anne babanın etkilenmesi ve bazı psikolojik sorunların oluşması olağandır. Aslında her bir stres etkenine karşı farklı bazı belirtiler oluşmasına karşın, genel olarak anne babada oluşabilecek belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

- Anne babada depresyon
- Hayata karşı isteksizlik
- Kendi bakımında azalma
- İş motivasyonunda azalma
- Ailesine olan ilgide azalma
- Uyku ve iştah değişiklikleri
- Konsantrasyon düşüklüğü
- Çabuk sinirlenme
- Tahammülsüzlük
- Çocuklarının sevgi ve duygusal ihtiyacını karşılayamama Yalnızlığa eğilim
- Sosyal çevrelerinde uyumsuzluklar Hâlsizlik Yorgunluk
- Madde bağımlılığına eğilim
- Aileye ayrılan vakitte azalma vb. gibi birçok belirtiyi anne baba gösterebilir.

Anne babadaki bu tür değişikliklerin işlediği bir aile yapısının, o ailede yaşayan bireylere ve elbetteki çocuklara çok önemli etkileri olacaktır. Bu etkileri kısa vadede ve uzun vadede etkiler olarak ikiye ayırabiliriz.

Çocuklarda görülen belirtileri ise şöyle sıralayabiliriz:

- Okul başarısında düşme, arkadaş ilişkilerinde sorunlar
- Sosyal aktivitelere karşı ilgisizlik
- Kendi öz güveninde azalma
- Tahammülsüzlük
- Çabuk sinirlenme
- Çok fazla uyuma veya uykusuzluk
- İştahta artma veya azalma
- Olayları olumsuz değerlendirme
- Yalnızlığa eğilim
- Alınganlıkta artış
- Karşı gelme
- Riskli davranışlar
- Madde kullanımına eğilim
- Her şeyden çabuk sıkılma
- Sevdiklerinin başına bir şey gelecek korkusu
- İçe çekilme ve sessiz olmayı tercih etme
- Okula gitmek istememe
- Konuşmaya ve etkileşime isteksizlik
- Sese ve olaylara karsı aşırı uyarılma
- Öfke patlamaları
- Aşırı hareketlilik görülebilir

Çocuklarda olabilecek psikiyatrik durumlar ise şunlardır;

- Depresyon
- Travma sonrası stres bozukluğu
- Altını ıslatma (Tuvalet kontrolünü sağlayan çocukta tekrar kontrol kaybı olabilir veya yasına uygun tuvalet kontrolünü sağlayamama gözlemlenebilir.) ve kirletme (büyük tuvaletini gece veya gündüz kaçırma)
- Tik bozuklukları
- Kekeleme
- Konuşma bozuklukları
- Davranış değişiklikleri ve (parmak emmeye başlama, çocuksu davranışlar vb.) reaktif bağlanma bozukluğu
- Dissosiyatif bozukluklar
- Kaygı bozuklukları, uyku bozuklukları vb.

Stres faktörünün etkilemesine bir örnek verebiliriz: "Büşra 6 yaşında bir çocuk; babasının tayini nedeni ile başka bir semte taşındılar. Büşra'nın eski mahallesinde birçok arkadaşı vardı. Orada daha iyi vakit geçiriyor, arkadaşlarıyla saatlerce sıkılmadan oyun oynayabiliyordu. Özellikle evde canı sıkıldığında kolaylıkla evin dışında da onu mutlu edecek bir şeyler bulabiliyordu. Taşınma sonrası Büşra yeni çevreye alışmakta güçlük çekiyordu. Orada tanıdığı arkadaşları olmadığı ve arkadaşlıkları şekillenmediği için çok fazla canı sıkılıyor. "Keşke taşınmasay-dık!" şeklinde yakınmalarda bulunuyordu. Bu olaydan sonra Büşra daha çabuk sinirlenen, kolay kolay hiçbir şeyden mutlu olmayan, çabuk karşı gelen, uyumsuz bir çocuk hâline geldi. Büşra'daki bu davranış değişikliğini fark eden anne ve babası onun yeni çevreye alışması için bazı önlemler aldılar. Onun arkadaşlık kurmasına ve iyi vakit geçirmesine yardımcı oldular. Büşra'daki taşınmaya ve çevre değişikliğine bağlı stres giderek azaldı ve çocuk eski hâline döndü."

Yapılması gerekenler (her yaş için farklı olmak üzere genel yaklaşım olarak):

- Stres etkeninden çocukları mümkün olduğunca korumaya çalışmak
- Anne babanın bu durumdan etkilenmeleri hâlinde vakit geçirmeden psikiyatrik yardım almaları
- Çocuğa yönelik sevgi ve destek mesajlarının artırılması
- Okul ve öğretmen ile işbirliğinin sağlanarak onların çocuğa yönelik ilgi ve desteğinin artırılması
- Bu dönemde gelişebilecek madde bağımlılığı vb. riskli davranışlar için çocukların durumlarının takip edilmesi
- Anne babanın mümkün olduğunca çocuğu ile yakınlık sağlayarak onun kendini ve duygularını ifade etmesine zemin hazırlamaları
- Çocukta görülebilecek davranış değişiklikleri ve yukarıda sayılan belirtilerin fazlalığı durumunda gerekli psikiyatrik müdahalenin vakit geçirmeden yapılması
- Çocukların bu dönem için mümkün olduğunca sosyal aktivite yönünden desteklenmeye çalışılması
- Dinlenmeye ve stres ortamının etkisini azaltan faaliyetlere ailenin tamamının katılması
- Çocuğun motivasyonunu ve moral durumunu artıracak kişilerle sık sık görüştürülmesi
- Uzun dönemde stres faktörünün etkileri açısından uyanık olmak
- Çocuğa gösterilen hoşgörü sınırlarını bu dönem için (stres etkeni geçene kadar) artırmak (bu arada uygunsuz davranışlar konusunda dikkatli olmak)
- Çocuğun olaylar karşısındaki duygusal ifadelerine değer vermek ve onları bazı konularda doğrular çerçevesinde rahatlatmaya çalışmak
- Çocuğa ayrılan vaktin artırılarak ona olan desteğin her iki ebeveyn tarafından verilmesini sağlamak
- Daha önceden tahmin edilebilen stres etkenleri için önceden bazı tedbirleri almak ve çocukları bu olaylara hazırlamaya çalışmak


ÇOCUK İLE ORTAK VAKİT GEÇİRMENİN ÖNEMİ NEDİR?
Yapılan araştırmalar özellikle ilk beş yaşta olmak üzere çocukların gelişimi üzerine anne ve babaların duygusal açıdan vakit ayırmasının çok önemli olduğunu göstermektedir. Özellikle bu yıllarda çocukların merkezî sinir sistemi gelişimine çok olumlu katkıları olduğu belirtilmektedir. Anne ve babanın günlük işlerin yoğunluğunu bir tarafa bırakıp sadece çocuklarına ayırdıkları vakit olması gerekmektedir. Ayrılan bu vakit çocuğunuz ile ilgili kısa ve uzun vadede birçok fayda sağlayacaktır. Bu faydalar o kadar çok ki hemen birkaç tanesini sayabiliriz:

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun öz güven gelişimi açısından çok önemli olmaktadır. Çünkü ona vakit ayırmanız ona verdiğiniz değen göstermektedir. Bilinç altına "Ben sana değer veriyorum çünkü vakit ayırıyorum." mesajını vermektesiniz. Varlığı ile yokluğu hesaba katılmayan ve sanki o evde yokmuş gibi davranılan çocuk kendine olan güvenini kaybetmekte ve bu durumdan olumsuz olarak etkilenmektedir. Özellikle çocuk sayısının fazla olduğu ailelerde her bir çocuğa eşit şekilde vakit ayrılması önemlidir. Çocuk sayısının az olduğu veya tek çocuklu ailelerde ise çocuğun daha fazla sıkılacağı hesap edilerek ilgilenme süresi de uzun olmalıdır.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun sıkılmamasına ve karşısına çıkan zorlukları daha kolay yenmesine yol açacaktır. Özellikle erişkinlik dönemine kadar yapılan araştırmalarda çocukluğunda ve aile ile yakın bağları olan ve daha fazla vakit geçiren kişilerin karşılaştıkları stres durumu ile daha kolay mücadele ettikleri ve depresyon gibi durumlarda daha kolay iyileştikleri görülmüş. Bu durum çocuğunuzun kısa ve uzun dönemde stres karşısında daha güçlü olmasını sağlayacaktır.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun ile aranızda bir yakınlık sağlayarak onun size karşı daha rahat duygusal ifade sağlaması ve buna bağlı olarak onun duygusal anlamda ve iç dünyasında hissettiklerini daha kolay anlamanızı sağlayacaktır. Aksi taktirde sizden uzak, duygularını size ifade edemeyen, içe dönük, bir çok sorunu olduğu hâlde aile ile paylaşımı olmayan bir çocuk hâline gelecektir. Uzun dönemde bu durumun birçok psikolojik soruna yol açması muhtemeldir.

Çocuğunuzla geçirdiğiniz zamanın uzunluğu değil kalitesi önemlidir. Özellikle çalışan anneler için önemli bir sorun olan vakit meselesi sık sorulan sorular arasındadır. Çocuğunuzla geçirdiğiniz vaktin kalitesini artırarak onun bu konudaki ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilirsiniz. Günlük hayat içerisinde kendinize bir program yapıp yemek yeme, televizyon seyretme, uyuma ve buna benzer birçok yaptığımız günlük işlerin yanında çocuğunuza vakit ayırmayı da programınıza dahil ediniz. Her yaş grubuna göre hem anne hem baba olarak ayıracağınız zaman çocuğunuzun mutluluğunu sağlayacak ve onun normal psikolojik gelişimine katkıda bulunacaktır. Aksi taktirde çocuğunuz sizden davranış problemleri ile vakit isteyecek ve onunla zoraki ilgilenmek zorunda kalacaksınız.

Sağlıklı nesiller için çocuğa ayrılan vaktin önemi büyüktür. Gözlemlerimiz bizi anne babaların vakit ayırma konusundaki eksikliklerinin olduğunu göstermektedir. Anne babalar, çocuk yanımızda iken vakit ayırmış oluyoruz gibi düşünebilirler. Burada şunu vurgulamak gerekir, vakit ayırmak dediğimiz şey "sadece" çocuğunuz için ayırdığınız vakittir. Televizyon seyrederken veya kendi işinizi yaparken çocuğunuzun yanınızda bulunması, elbette tamamen yalnız olmasından iyi olmakla birlikte yeterli değildir. Önemle vurgulamak gerekir ki çocuklar onlara sağlanan maddî imkânlar ile geçici olarak mutlu olacaklardır. Çocuk için asıl mutluluk onu sevenler ile belli zaman dilimlerinde bir arada, zamanı birlikte değerlendirmektir.

Yapılan araştırmalarda çocukların anne babalarından aldıkları sevgi ve mutluluk ile hayata daha olumlu ve mutlu bakabildiklerini, daha az zarar verici davranışlarda bulunduklarını, insanlara karşı daha sevgi dolu olduklarını, arkadaşları ile daha uyumlu hâlde olduklarını göstermiştir.

Bazen tam tersi olarak anne babalar çocuklarına o kadar çok vakit ayırmaktadırlar ki; çocuklar bunalmakta, anne babalarına daha kolay karşı gelmektedirler. Çok aşırı müdahaleden dolayı yaşlarına uygun bireyselliklerinin gelişiminde sorunlar yaşamaktadır. Bu konuyu çok abartıp hayatın ve ailenin "tek gündemini" çocuk veya çocuklar oluşturmaktadır. Çocukların kendi başına da geçirdikleri zamanın onların gelişiminde önemli katkıları vardır. Bu konuda denge önemlidir. Çocuğunuz size ne kadar yakın olursa kötülüklere o kadar uzak olacak, sizin ile birlikte ne kadar mutlu olursa hayatın diğer alanlarında da o kadar mutlu olacaktır. Sizinle ve ailesi ile bağları ne kadar sağlam olursa hayatı boyunca problemleri daha az olacaktır. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaştığı ve insanların bireysel meşguliyetlerinin arttığı günümüzde adı geçen konular için en önemli tehlike, çocuklar ve onların duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması olmaktadır. Bu günden atılan bakımlı tohumlar, yarınlar için çok güzel sonuçlar verecektir.


TOPLUM AİLE ETKİLEŞİMİNİN ÇOCUĞA ETKİLERİ NELERDİR?
Aile toplumun en küçük yapı tasını oluşturur. Ailedeki sıkıntılar topluma, toplumdaki sıkıntılar aileye yansır. Sağlıklı toplumu, sağlıklı aileler oluşturur. Ailenin sosyokültürel durumu, toplumun sosyokültürel durumunu belirler. Toplum ve aile sürekli, iyi veya kötü, etkileşim içerisindedir.

Aile toplum etkileşimi sağlıklı olmazsa ailede ve toplumda bazı sıkıntılar oluşabilir. Aile, içinde bulunduğu toplumun durumuna göre şekillenir. Toplumun ve ailenin yapısına etki eden bir diğer nokta da devletin topluma ve aileye sunduğu sosyokültürel imkânlardır. Bu imkânların bol olduğu toplumlarda bazı sıkıntıların oluşmasının önüne geçilmiş olur. Devletin sunduğu imkânların yetersizliği veya toplumdaki sosyoekonomik ve sosyokültürel sıkıntılar toplum ile beraber aileyi de etkileyecektir.

Toplumu ve aileyi, özellikle de çocukları etkileyen bir diğer etken de medyadır. Medyanın iyi ve kötü yönde birçok etkisi bulunmaktadır. Medyanın zararlı etkilerinden ailenin ve aileyi oluşturan bireylerin korunması gerekir. Bunun için de aileyi oluşturan bireylerin bilinçli olması gerekmektedir. Unutmayınız ki bazı zararları oluşmadan önlemek mümkündür.

Toplum içerisinde infonksiyonel ailelere müdahalede bulunacak, onların her türlü sorunları ile ilgilenecek, yeri geldiğinde sosyoekonomik destek sağlayacak, organize ve yetkileri devlet tarafından desteklenmiş, tecrübeli ekiplerin bir arada olduğu, kamu birimlerine ihtiyaç vardır.

Toplum aile etkileşimi hemen her konuda mümkün olmaktadır. İdeal toplumun kurulması, sağlıklı bireylerin oluşturduğu aileler ile mümkün olduğuna göre, ideal toplum için, ideal aile yapısı, ideal aile fonksiyonelliği, aile psikiyatrisi her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Bu konuda geniş çaplı çalışmalara, profesyonel ve tecrübeli ekiplere, bilimsel yenlere ihtiyaç vardır.


ÇOCUĞUNUZ İLE İLETİŞİM NASIL OLMALIDIR?
İletişim insan hayatında çok önemli bir yere sahiptir. İletişim sorunları olan kişilerin hayatta başarılarının olumsuz yönde etkilendiği ve sosyal ilişkilerinde bazı problemler ile karşı karşıya olduklarını söylemek yerinde olur. Bu nedenle daha bebeklikten hatta anne karnından itibaren çocuğunuz ile uygun bir iletişim şekli geliştirmelisiniz. Ayrıca çocuğunuzun kendini ifade etmesine zemin hazırlayan sağlıklı bir iletişimi hayat boyu devam ettirmelisiniz. Uygun gelişen iletişim ve etkileşim şekli, onun okul hayatında da daha iyi öğrenmesini sağlayacaktır.

Dil, sosyal gelişimle birlikte çocuğun iletişim şekli de az çok şekillenmeye başlar. Ama çocuğun bebeklik döneminden itibaren daha çok iletişim olarak etkilendiği çevre aile çevresidir. Anne ve babaların çocukları ile olan iletişim şekillerini daha başarılı hâle getirmeleri çocukları ile olan ilişkilerinde oldukça önemlidir.

İletişiminizi şekillendirmek ve uygun iletişim şekli oluşturmak için bazı konulara dikkat etmelisiniz.

Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

- Daha çok olumlu mesaj vermeye çalışın.
- Çocuğunuzun kendisini duygusal açıdan ifade etmesi için uygun zemini sağlayın. Bunu yapamıyorsa ona, doğru örnek olup olmadığınızı kontrol edin.
- Yeri geldiğinde onu dinlemeyi unutmayın.
- konuşurken göz kontağı kurmayı unutmayın.
- Onun iletişim mesajlarına uygun bir şekilde cevap verin.
- Onunla diyalogunuzun artmasını sağlayacak sosyal aktivi-telere veya konuşmalara zemin hazırlayın.
- Onu konuşmanızda yargılamayın ve suçlamayın.
- Konuşurken uygun bir ses tonu, jest ve mimik kullanın.
- Sürekli komut vererek onu pasifleştirmek yerine, daha aktif bir iletişime sevk edin.
- Onun kelime hazinesini geliştirecek şekilde kelime kullanın ve kitap okumasını teşvik edin.
- Konuşurken yavaş ve tane tane konuşmaya özen gösterin. Çok dolambaçlı ve dolaylı konuşmaktan kaçının.
- İletişim için hem anne hem babanın etkin olduğunu unutmayın.
- İletişiminizin daha içten ve samimî olmasına dikkat edin.
- Uygun karşılıklı ilişkinin iletişiminizi de olumlu etkileyeceğini ve sizi daha işlevsel hâle getireceğini unutmayın.

Anne baba arasındaki ve anne babanın aile içindeki diğer fertler ile olan iletişim şeklinin çocuğa örnek teşkil edecek derecede olmasına dikkat edin. Çocuğunuzun, sizin olumlu ve olumsuz iletişim tekniklerinizi model olarak alıp uygulayacağını unutmayın.

Belli bir yaşa kadar konuşması gelişmemiş veya iletişim ve etkileşime girmekte zorlanan çocuklarınız var ise onların uygun psikiyatrik değerlendirmeden sonra uzmanlar tarafından yönlendirilmesi oldukça önemlidir. Unutmayınız ki sizinle uygun bir iletişim ve etkileşime giren ve bu konuda sizin örnek olduğunuz çocuğunuz birçok alanda başarılı olacaktır.


BABALARIN ÇOCUK EĞİTİMİNDE ÖNEMİ NEDİR?
Geleneksel olarak annelerin çocuk bakımında önemli rolü vardır. Buna rağmen çocuk eğitimi ve bakımı anne babaların her ikisinin de karşılıklı sorumluluk paylaşımı ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartışılamaz olmakla birlikte uygun baba modelinin varlığı çocuğun her dönem için sağlıklı gelişmesine yardımcı olacaktır. İlerleyen yıllar içinde çocuk, büyüdükçe ona verilen değerleri ve eğitimsel becerileri anne babanın katkısı ile önemli miktarda artıracaktır. Uygun anne baba modelleri ile çocuğun eğitimi ve psikolojik gelişimi bir bütün içinde devam edecektir.

Çalışma ve şehir hayatında babaların çocuklarını az görmesi, çocukların eğitim ve bakımını tamamen annenin üzerine bırakması hem anneler hem çocuklar açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Anneler bu durumda çocuğa uygun eğitim ve disiplini vermekte zorluk çekerken (babanın desteği olmadığı için), çocuklar da babalarını seyrek gördükleri ve babanın etkinliğini hissetmedikleri için bazı psikolojik sorunlara girmektedirler. Bu durum anneyi ve çocuğu etkilemektedir. Anneler evin sorumluluğu, çocuğun bakımı gibi konularda yalnız kalıp strese girmektedirler. Ayrıca sürekli duygusal destek, sevgi ihtiyacı hisseden çocukta da bazı davranış ve duygusal problemler oluşabilmektedir. Mümkün olduğunca babanın da hamilelikten itibaren bu konuda anneye gerekli psikolojik destek sağlaması gerekir. Babanın anneye verdiği destek, çocuklara ayırdığı zaman, çocuk eğitimine doğrudan veya dolaylı katılımı birçok problemi oluşmadan engellemektedir.

Özet olarak babalar da çocuklarına; sevgi, oyun, eğitim gibi konularda gerekli desteği vermelidirler. Babanın bu rolü oldukça önemlidir. Çalışma ve şehir hayatının getirdiği imkânlar ile birlikte, kaybettirdiği güzelliklerin de olduğunu unutmayarak bütün babaların yelerince duyarlı olması gerekir. Aksi taktirde elde edilen bir çok maddî imkân bile çocukların mutluluğunu sağlamaya yetmeyecektir. Diğer yandan çocukların imkânları sınırlı bile olsa ilgili ve sevgi dolu anne baba, uygun ebeveyn modelini görerek birçok zorluğu aştıklarını ve psikolojik açıdan mutlu bir birey olarak hayatlarını devam ettirdiklerini görmekteyiz.


spacer
açiklamali bölümler
Açıklamalı Bölümler
spacer
gorsel multimedia
Nasihat Öğütler
Namaz Dersleri
Pratik Elif-ba
Kolay Elif-ba
Kur'an Dersleri
Takipli Kur'an
Evliya Filmleri
Dini Sohbetler
Dini Menkıbeler
İlahi Kasideler
spacer
sesli multimedia
Hatm-i Şerifler
Tefsir Dersleri
Riyazus Salihin
Tam İlmihal Sesli
Mektubat Rabbani
Sesli İslam Tarihi
Peygamberimiz
Hayat-üs Sahabe
Evliya Hayatları
Bahri Kasideler
İlahi Kasideler
Sesli Sohbetler
Seslendirmeler
Ezan-ı Şerifler
İslami Şiirler
Tarih Serisi
Mehter Marşları
Telefon Zilleri
spacer